VestaData’nın merkez binası, şehrin en parlak gökdelenlerinden birindeydi. Dışarıdan bakınca şeffaf, içeriden bakınca hapishane gibiydi. Mira sabah toplantısına girdiğinde herkes onu alkışlarla karşıladı. Haluk Vardar, kameraların önünde acılı ve kontrollü bir adam rolündeydi.
“Şirket ailemiz büyük bir trajedi yaşadı,” dedi. “Ama dayanışmayla ayakta kalacağız.”
Mira, Haluk’un yüzüne baktı. Dün gece duyduğu sesle bu yüz aynı kişiye aitti ama aralarında koca bir uçurum vardı. Toplantı biterken Haluk onu yanına çağırdı.
“Mira, basına tek mesaj vereceksin: kaza, ihmal yok, şirket mağdur.”
“Duru’dan bahsetmeyecek miyiz?” diye sordu Mira.
Haluk’un gülümsemesi milim kıpırdamadı. “Hangi Duru?”
O an Mira anladı: Kayıp garsonun adı kayıtlarından silinmişti.
Ofisine döndüğünde masasında beyaz bir zarf buldu. İçinde yanmış bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta Duru, “Samur Kadın” tablosunun önünde duruyor, elinde bir mahkeme celbi tutuyordu. Arkasına tek cümle yazılmıştı:
“Tablo sahte, yangın gerçek.”
Mira fotoğrafa bakarken Baran içeri girdi. Eskiden bu odaya izinsiz girdiğinde Mira gülümserdi. Şimdi kapıyı kilitledi.
“Bana bütün bildiklerini anlat,” dedi.
Baran, VestaData’nın yalnızca veri analizi yapan bir şirket olmadığını anlattı. Şirket, zengin koleksiyoncular ve siyasetçiler için yasadışı dijital arşivler tutuyordu: kasetler, özel kayıtlar, mahkeme dosyaları, kayıp sanat eserlerinin rotaları. “Samur Kadın” ise yıllar önce Berlin’de bir müzeden kaybolmuştu. Resmî kayıtlara göre tablo asla Türkiye’ye gelmemişti. Ama aslında Lümen’in bodrumunda saklanıyordu.
“Duru ne gördü?” diye sordu Mira.
“Tablonun arkasına gizlenmiş bir mikrofilm,” dedi Baran. “İçinde yirmi yıl önceki bir dava kaydı var. Bir çocuğun ölümünü kaza diye kapatan insanların listesi.”
Mira’nın boğazı kurudu. Çünkü yirmi yıl önce abisi Arda, bir inşaat alanında ölmüş ve dosya “ihmal yok” denilerek kapanmıştı. O zaman Mira on iki yaşındaydı. Annesi yıllarca adalet beklemiş, beklerken susmuştu.
“Benim abim...” diye başladı.
Baran başını eğdi. “Listede Haluk’un babası var. Bir de o dönemin savcısı. Şimdi Yargıtay’da. Bu yüzden Duru mahkemeye ulaşmadan kayboldu.”
Mira sendeledi. Ofisin camından şehir kusursuz görünüyordu. Oysa aşağıda, insanların hayatları kusursuz raporlarla gömülüyordu.
Tam o sırada şirket içi ekranlar açıldı. Haluk’un canlı yayını başladı. Yanında polisler vardı.
“VestaData, soruşturmaya tam destek veriyor,” dedi Haluk. “İlk bulgular, yangın gecesi güvenlik protokollerini ihlal eden bir çalışana işaret ediyor: Mira Sergen.”
Mira’nın kimlik kartı ekranda belirdi. Ardından hesabından yapılmış sahte transferler, yangından önce kulübün elektrik sistemine erişim kayıtları gösterildi.
Baran fısıldadı: “Seni kurban seçtiler.”
Kapının dışında ayak sesleri çoğaldı. Güvenlik geliyordu. Mira, yıllardır şirket krizlerini yönetmişti; ilk kez kriz kendisiydi.
Baran camın yanındaki bakım kapısını açtı. “Bana güvenmek zorunda değilsin,” dedi. “Ama burada kalırsan onların yazdığı suçlu olacaksın.”
Mira bir saniye durdu. Aşk kırgınlığı, ihanet şüphesi ve abisinin hayaleti aynı anda kalbini sıkıştırdı. Sonra fotoğrafı cebine koydu ve Baran’ın peşinden karanlık servis merdivenlerine indi.
Arkasında, ofis kapısı kırılarak açıldı.