Kasabanın aşağı mahallesindeki eski aile evi, Defne’nin hatırladığından daha küçüktü. Kapının üstündeki paslı rüzgâr gülü hâlâ dönüyordu ama esinti yoktu. İçeride elektrik kesikti; Selim, itirazlarına rağmen onu eve kadar getirmişti. “Kuleye gündüz çıkacağız,” demişti. “Gece orman seni yutar.”
Defne kabul etmiş gibi yaptı. Asıl amacı, babasının kilitli odasında sakladığı eski kısa dalga cihazını almaktı. Babası Rıza Aral, kasabanın eski orman bekçisiydi; herkes onu yangında ölen kahraman olarak anardı. Defne ise onun, evin içinde fırtına çıkarabilen bir adam olduğunu bilirdi.
Odanın kapısı kırık değildi; açıktı.
İçeride tozlu haritalar, sararmış yangın raporları, kaset kutuları ve duvara iğnelenmiş çocuk çizimleri vardı. Çizimlerde dört çocuk, dört yöne doğru ellerini uzatıyordu: biri suya, biri toprağa, biri ateşe, biri rüzgâra. Defne çizimleri görünce boğazı kurudu. Bunları Mert yapmıştı. Ama bir ayrıntı değişikti: Rüzgârın yanında kendi adı yazıyordu.
Selim kapı eşiğinde belirdi. “Baban bunları kimseye göstermezdi.”
“Sen biliyor muydun?”
Selim cevap vermedi. Defne masanın çekmecesini açtı. İçinden eski bir teybin bandı, bir anahtar ve üzerinde yalnızca “DİSKO GECESİ - 1998” yazan bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta genç Rıza, kasabanın terk edilmiş yazlık eğlence mekânı Gümüş Disko’nun önünde duruyordu. Yanında Defne’nin annesi Lale, karnı belirgin şekilde hamile; arkalarında ise kasabanın ileri gelenleri ve yüzleri çizilmiş dört çocuk vardı.
Defne teybi çalıştırdı. İlk başta müzik geldi: boğuk bir davul, eski bir bas ritmi, kalabalığın kahkahası. Sonra babasının sesi duyuldu.
“Denek kelimesini kullanmayın. Onlar çocuk. Frekansa tepki veriyorlar, evet, ama bu onları bizim malımız yapmaz.”
Başka bir erkek sesi sertçe konuştu: “Ormanı kontrol edebilirsek yangınları durdururuz. Rüzgârı yönlendiren bir çocuk yüz köyü kurtarır.”
Ardından annesinin ağlamaklı sesi: “Defne daha doğmadı. Ona dokunmayacaksınız.”
Defne teybi kapattı. O ana dek hayatındaki bütün yaralar aile içi sırlar, yoksulluk ve öfkeyle açıklanabilir sanmıştı. Şimdi hepsi daha büyük bir şeyin parçaları gibi görünüyordu.
Selim sonunda konuştu: “Mert kaybolmadı. Kaçırıldı da diyemem. Kendi isteğiyle gitti. Seni korumak için.”
Defne ona tokat atmak istedi ama elini kaldırdığı anda odadaki perdeler içeri doğru kabardı. Pencere kapalıydı. Tozlar havada küçük bir hortum gibi dönmeye başladı. Selim’in gözleri büyüdü.
“Demek hâlâ sende,” dedi.
“Ne bende?”
Cevap, evin eski telefonundan gelen imkânsız bir zil sesiyle kesildi. Hat yıllardır iptaldi. Defne ahizeyi kaldırdı. Mert’in sesi bu kez daha yakındı.
“Gümüş Disko’ya git. Annemin neden sustuğunu orada öğreneceksin. Ama Selim’e güvenme. O gece kapıyı kilitleyen oydu.”
Defne ahizeyi yavaşça indirdi. Selim’in yüzündeki kan çekilmişti.
Dışarıda sirenler başladı. Yangın köye bir kilometre kalmıştı.