Yazın en kuru gecesinde, Çamlıdere Dağı’nın eteklerindeki eski meteoroloji kulesi otuz yıl sonra ilk kez ışık verdi. Kasaba halkı bunu önce yıldırım sandı; sonra rüzgâr değişti, çam reçinesi havaya acı bir koku bıraktı ve ormanın içinden turuncu bir çizgi yükseldi.
Defne Aral o sırada şehirlerarası otobüsün arka koltuğunda, kulaklığından gelen bozuk bir ses kaydını dinliyordu. Ses, on iki yıl önce kaybolan kardeşi Mert’e aitti.
“Abla… eğer bunu duyuyorsan, kuleye gelme. Beni arama. Ateş sadece ağaçları yakmıyor.”
Kayıt üç saat önce, Defne’nin yıllardır kapalı tuttuğu eski telesekreter hattına düşmüştü. Numara yoktu, tarih yoktu; ama Mert’in nefes alışını tanımamak mümkün değildi. O nefes, çocukken gece korkularında yorganın altından gelen fısıltıydı. O nefes, babalarının öfkesinden saklanırken dolap içinde paylaştıkları sessizlikti.
Otobüs virajı döner dönmez şoför frene asıldı. Önlerinde jandarma barikatı vardı. Dağa çıkan yol kapatılmış, aşağıya inenler panikle valizlerini, kafeslerini, hatta yarım sökülmüş perdelerini taşıyordu.
“Yangın büyümüş,” dedi yan koltuktaki yaşlı kadın. “Kule tarafına kimseyi almıyorlarmış.”
Defne çantasını omzuna takıp indi. Barikatın başındaki genç jandarma ona şehir merkezine dönmesini söyledi. Defne kimliğini uzattı; artık bir radyo teknisyeni değil, özel bir afet haberleşme şirketinde çalışan saha uzmanıydı. Kulede eski bir aktarıcı olduğunu, frekansların çakışması hâlinde ekiplerin birbirini duyamayacağını söyledi. Yalan değildi. Ama asıl gerçeği söyleyemezdi: Ölü bildiği kardeşi, yangının kalbinden ona seslenmişti.
Tam ikna olacaklarını sanırken arkadan tanıdık bir ses duyuldu.
“Onu içeri alırsanız bir kişiyi değil, geçmişteki bütün belayı da dağa çıkarırsınız.”
Defne döndü. Selim Karaca, kasabanın yeni belediye başkanı, çocukluğunun en güzel yazlarının ve en kötü gecesinin şahidi, barikatın yanında duruyordu. Yüzünde kül kadar ince bir yorgunluk vardı. On iki yıl önce Mert kaybolduğunda, son kez onunla görülen kişi Selim’di.
“Sen de mi buradasın?” dedi Defne.
“Ben hiç gitmedim,” dedi Selim. “Sen gittin.”
Aralarında patlayan sessizlikten önce telsiz cızırtısı duyuldu. Kule yönündeki ekiplerden biri bağırıyordu: “Rüzgâr tersine döndü! Alev hattı köye iniyor!”
Defne başını kaldırdı. Dumanın içinde bir anlığına beyaz bir şey parladı. Meteoroloji kulesinin tepesinde, sanki karanlığı dinleyen biri duruyordu.
Ve Defne, kulaklığında Mert’in ikinci mesajını duydu: “Beni bulursan, sakın adımı yüksek sesle söyleme.”