O gece kasabanın yarısı tahliye minibüslerine binmeyi reddetti. Çünkü rüzgârın yön değiştirdiği, yangının zirvenin ardında kaldığı söylentisi yayılmıştı. Bahar ise bunun bir söylenti değil, kasıtlı bir oyalama olduğunu düşünüyordu. Belediyede çalışan çocukluk arkadaşı Mert, acil durum haritasını gösterdiğinde, gerçek ortaya çıktı: yangın beklenenden hızlı ilerliyordu ve eski maden yolu kapanırsa kasabanın tek çıkışı dere yatağı kalacaktı.
“Bunu halka duyurmalısın,” dedi Bahar.
Mert dudaklarını ısırdı. “Duyurmak istedim. Rıza amca engelledi. ‘Panik çıkar’ dedi.”
Bahar’ın içindeki öfke, yıllardır kurumuş bir dal gibi çıtırdadı. Babasının korumacı sertliğini bilirdi ama insanların hayatını tehlikeye atacak kadar ileri gideceğine inanmak istemiyordu.
Saat dokuzda Ayna Disko’nun kapıları açıldı. İçeride eski aynalı küre, tavandan sarkıyor; duvarlarda sararmış posterler, geçmişten kalma bir neşenin hayaletleri gibi duruyordu. İnsanlar korkularını bastırmak için gülüyor, çay içiyor, bazıları gerçekten dans ediyordu. Cemre Hanım, eski pikabı sahnenin yanına koymuştu. “Elektrik kesilirse müzik durmasın,” dedi.
Bahar kalabalığın içinde annesi Suna’yı aradı ama bulamadı. Babası Rıza ise kapının yanında, yangın hattına bakar gibi herkesi süzüyordu. Üçüncü şarkı başladığında ritim tanıdıktı: Lalin’in son kaydının arkasındaki davul gibi atan ses. Disko müziği neşeli olmalıydı, ama bu ritim insanın göğsüne kilit vuruyordu.
Tam nakarat yükselirken ışıklar söndü.
Karanlıkta bağırışlar koptu. Bahar telefonunun ışığını açacakken, karşısında bir yüz belirdi. Mert’ti. Gözleri korkudan büyümüştü, elinde de Lalin’in kırmızı atkısı vardı.
“Bunu nereden buldun?” Bahar’ın sesi titredi.
Mert yutkundu. “Ben sakladım. O gece bana verdi. Eğer geri dönmezse sana vermemi söyledi. Ama Rıza amca beni tehdit etti. Babamın borçlarını biliyordu.”
Bahar atkıyı çekip aldı. Tam o anda atkının ucuna dikilmiş küçük metal bir kapsül fark etti. İçinde minik bir hafıza kartı vardı. Lalin yedi yıl önce kaybolmadan önce yalnızca bir şey saklamıştı: kayıtlar.
Diskonun arka odasındaki eski bilgisayarı çalıştırdılar. Ekranda tek bir dosya açıldı: “KÜL_RADYOSU_01”. Görüntüde Lalin vardı, yüzü solgun, arkasında eski taş kuyu görünüyordu.
“Bahar,” diyordu Lalin kayıtta, “kasabanın altında hâlâ çalışan bir su damarı var. Yangın büyürse herkesi kurtaracak tek yol bu. Ama babam ve şirket bunu kapattı. Çünkü maden ruhsatı için yeraltı suyunu yok saymaları gerekiyordu. Ben belgeleri buldum. O gece beni susturmak istediler. Kaçıyorum. Eğer dönemem—”
Görüntü bir çığlıkla kesildi.
Bahar arkasına döndüğünde Rıza kapıda duruyordu. Elindeki telsizin kırmızı ışığı yanıp sönüyor, dışarıdan ilk kül parçaları içeri süzülüyordu.
“Senin anlamadığın şeyler var,” dedi Rıza.
Bahar, atkıyı göğsüne bastırdı. “O zaman ilk kez anlat.”