Deniz eski arazi aracına atlayıp kule yolundan indiğinde gökyüzü bakır rengine dönmüştü. Rüzgâr dumanı yaymıyor, sanki belirli bir çizgide tutuyordu. Bu doğal değildi. Yolun yarısında, çamların arasından bir kadın çıktı ve arabanın önüne dikildi.
Kadın, ince örgülü saçları ve boynundaki mavi taşlı kolyesiyle Deniz’in çocukluğundan hatırladığı birine benziyordu. Adı Defne Saran’dı. Yıllar önce köyden ayrılmış, şimdi “kök terapisi” seansları yaparak insanların aile travmalarını çözmeye çalışan bir danışman olarak dönmüştü. Köylüler ona yarı şifacı, yarı dolandırıcı diyordu.
“Dumana gitme,” dedi Defne. “Seni bekliyorlar.”
“Kim?”
“Babanın ölmediğini bilenler.”
Deniz fren pedalından ayağını çekemedi. Babası Cem Koral, yirmi yıl önce orman yangınında ölmüş kabul edilmişti. Geriye sadece yanmış bir çakı ve yarısı kül olmuş bir defter kalmıştı.
“Saçmalıyorsun,” dedi Deniz. “Lara kayıp.”
Defne cebinden küçük bir kaset çıkardı. “Aylin bunu bana bıraktı. ‘Deniz gelirse dinlet,’ dedi.”
Yakındaki terk edilmiş bekçi kulübesine sığındılar. Defne’nin eski teybi cızırtıyla çalıştı. Kasetten Aylin’in sesi yükseldi:
“Lara, dedenin defterindeki haritayı buldu. Karakuyu’nun altında eski su tünelleri varmış. Babam onları yangın kaçış yolu diye işaretlemiş. Ama şirket tünelleri kapatıp araziyi maden sahasına çevirmek istiyor. Bizi susturacaklar. Deniz, annemin şarkısını unutma; nakarat, kapının şifresi.”
Deniz kaseti durdurdu. “Hangi şirket?”
Defne cevap vermeden dışarı baktı. Dumanın içinden turuncu üniformalı iki adam çıkmıştı. Resmî yangın ekibine benziyorlardı ama botlarında kül değil, siyah maden çamuru vardı.
Deniz ve Defne arka kapıdan kaçtı. Karakuyu şenlik alanına vardıklarında Deniz’in belleği parçalar halinde canlandı: renkli ampuller, aynalı küre, annesinin gümüş ceketi, babasının sahne arkasında harita çizmesi... Ve o gece annesinin söylediği şarkı:
“Kül susmaz, su uyumaz, Toprak saklar adını...”
Tam sahnenin yıkık betonuna yaklaştıklarında yerin altından boğuk bir vurma sesi geldi. Üç kısa, iki uzun. Deniz’in ses teknisyenliği günlerinden bildiği bir ritimdi: yardım sinyali.
Lara aşağıdaydı.
Fakat sahnenin arkasında bir gölge belirdi. Elinde telsiz olan adam, köyün yeni belediye başkanı Rauf Erden’di. Gülümseyerek, “Ailende herkes geç kalmayı gelenek haline getirmiş,” dedi.