Mira onları sığınağın ortasındaki dairesel zemine indirdi. Zemin, eski bir dans pisti gibi renkli karelerden oluşuyordu fakat her karenin altında metal hatlar, su kanalları ve kum dolu boşluklar vardı. Tavan aynaları, içerideki herkesi çoğaltıyor; Eylül kendi yüzünü onlarca parçaya bölünmüş görüyordu.
“Bu salon bizim mabedimizdi,” dedi Mira. “İnsanlar burada dans ettiğini sanırdı. Oysa biz kasabanın kaderini ayarlardık. Her adım bir dengeydi. Ateş sağa, su sola, rüzgâr yukarı, toprak aşağı.”
Doruk öfkeyle yaklaştı. “Sen dengeyi bozmadın mı? Cemre’yi yangına sen gönderdin.”
Mira’nın yüzü bir an çatladı, sonra yeniden sertleşti.
“Cemre zayıftı. Damarı kapatmak istedi. Bu kasaba yıllarca bizi kahraman diye kullandı, sonra unuttu. Ben unutulmak istemedim.”
Eylül yumruklarını sıktı. “Lalin nerede?”
Mira parmağını aynalardan birine kaldırdı. Aynanın arkasında titrek bir görüntü belirdi: Lalin, bir yangın gözetleme kulesinde, bilekleri eski radyo kablolarına bağlı, dudakları çatlamış halde oturuyordu. Kuleyi alevler çevrelemişti ama alevler ona dokunmuyordu; sanki sesini bekliyordu.
“Rüzgâr yeteneği onda,” dedi Mira. “Ama sen frekanssın. Sen olmadan damar tamamen açılmaz. Lalin çağırıyor, sen bağlayacaksın. Yangın kasabayı yutacak, sonra ben yeni düzeni kuracağım. Beni dinleyen yaşayacak.”
Eylül, annesine yabancı birine bakar gibi baktı. Çocukken Mira’nın ona söylediği ninnileri, ateşten korkmasın diye avucuna su döküşünü, Lalin kaybolduktan sonra geceleri sessizce ağlayışını hatırladı. Hangisi gerçekti?
“Bizi sevmedin mi?” diye sordu.
Mira cevap vermek için ağzını açtı ama o anda yer sarsıldı. Yangın disko salonuna ulaşmıştı. Tavandan kül dökülürken teypler aynı anda çalışmaya başladı. Farklı sesler duyuldu: Cemre’nin eski uyarıları, Lalin’in fısıltıları, Mira’nın gençlikte söylediği şarkılar, kasaba halkının panik çığlıkları.
Eylül dizlerinin üzerine çöktü. Sesler birbirine karışıyor, başının içinde keskin bir ışık gibi patlıyordu. Doruk onu tutmaya çalıştı.
“Direnme,” dedi Mira. “Sen hep başkalarının sesini taşıdın. Bir kez de benimkini taşı.”
Eylül titreyerek yerdeki renkli karelere baktı. Dans pistinin çizgileri bir haritaya benziyordu. Tahliye yolları, su depoları, eski maden galerileri… Hepsi buradaydı. Eğer frekans gerçekten onda ise, sadece damarı açmak zorunda değildi. Onu başka bir yere de yönlendirebilirdi.
Lalin’in kaydı tekrar duyuldu:
“Abla, bana güvenme demedim. Sana güvenirlerse seni kırarlar demek istedim. Kırıl ama yön değiştir.”
Eylül ayağa kalktı. Gözyaşları külle karışmıştı.
“Anne,” dedi sakin bir sesle, “sen dans etmeyi öğretmiştin. Ama ritmi ben seçeceğim.”