Meydan kalabalıkla doluydu. İnsanlar pullu ceketler, eski moda elbiseler, parlak gözlüklerle dans ediyor; sanki kasabanın üstüne çöken dumanı görmezden geliyordu. Lara kalabalığın arasından geçerken her adımda başka bir fısıltı duydu. Rüzgâr ona sırları taşıyordu.
“Cemal araziyi satacakmış...”
“Yangın çıkarsa maden yolu açılır...”
“Feride’nin oğlu ölmemiş diyorlar...”
Lara başını iki eliyle tuttu. Sesler çoğaldıkça nefesi daraldı. O sırada Cemal, belediye başkanıyla sahnenin arkasında konuşuyordu. Lara yaklaşınca sustular. Cemal her zamanki sıcak gülümsemesini takındı.
“Lara kızım, annen yine eski hikâyeleri mi açtı?”
“Bana Miran’ı ver.”
Cemal’in gülümsemesi milim milim dondu. “Ölüler verilmez.”
“Sesini duydum.”
Cemal yaklaştı, elini Lara’nın omzuna koydu. “Bazen yas, insanın kulağına istediği şeyi söyler. Sen yorgunsun. Kulede yalnız kalmak sana iyi gelmedi.”
Lara onun bileğindeki yüzüğe baktı. Safiye’nin defterindeki işaretle aynıydı: iç içe geçmiş dört çizgi. Cemal bunu fark edince elini cebine soktu.
O an rüzgâr yön değiştirdi. Sahnedeki disko topu hızla dönmeye başladı. Işık parçaları kalabalığın yüzünde kesik kesik dolaştı. Lara, seslerin arasından tek bir nefes seçti: Miran. Meydanın altında, eski sığınağın içinde.
Renkli Ay’ın bodrumuna inen kapı yıllardır kapalıydı. Lara kilidi kırmak için etrafa bakarken yaşlı bir kadın kolunu tuttu. Kasabanın terzisi Nermin Teyze, çocukken ona dans kostümleri diken kadındı.
“Annen sana her şeyi anlatmadı,” dedi Nermin. “Safiye’nin iki çocuğu vardı. Feride ve Cemal. Güç ikisine de geçti. Feride sesleri duyar, Cemal rüzgâra yön verir. Yangını o başlattı, ama tek sebebi para değildi. Miran, kapıyı kapatabilecek tek çocuktu.”
“Kapı ne?”
Nermin cevap veremeden meydanın öbür ucunda patlama oldu. Alevler bir anda süs ışıklarına tırmandı. İnsanlar bağırarak kaçıştı. Müzik kesilmedi; bozuk ritim, yangının çıtırtısına karıştı. Cemal sahneye çıktı, ellerini iki yana açtı ve duman onun çevresinde itaatkâr bir hayvan gibi döndü.
“Panik yapmayın!” diye bağırdı. “Rüzgârı ben tutuyorum!”
Ama Lara gördü: Cemal rüzgârı tutmuyor, alevi besliyordu.
Bodrum kapısı kendi kendine açıldı. Aşağıdan Miran’ın sesi değil, küçük bir çocuğun kahkahası geldi. Lara merdivenlere yöneldiğinde Feride önüne geçti.
“İçeri girersen geri çıkamayabilirsin.”
Lara annesinin gözlerine baktı. “Sen on iki yıl çıkmadan yaşadın mı?”
Feride ilk kez cevap veremedi. Lara aşağı indi. Ardında alevler yükseldi, üstünde kasaba bağırdı ve önünde karanlığın içinden kardeşinin sesi geldi:
“Abla, sakın beni gördüğün yaşta sanma.”