Lansman gecesi Mavi Kanat Gazinosu yıllar sonra yeniden parlıyordu. Neon tabelalar duvarlarda maviden mora akıyor, sahnede eski şarkılar modern ritimlerle karışıyordu. Davetliler gülümsüyor, kameralar dönüyor, Rauf Sencer herkesin elini sıkıyordu. Dışarıdan bakınca bu gece gerçekten güzeldi.
Mira ise kulisin arkasında, elinde kasetle bekliyordu. Efe, hukuk danışmanı kimliğiyle basın masasını kontrol ediyor gibi görünüyordu; ama aslında ses sistemine erişim arıyordu. Plan basitti: Kasetteki kaydı dinleyecekler, eğer kanıt varsa kopyalayacaklardı. Ama planlar genelde onları yapan insanların saflığı kadar basitti.
Mira kaseti eski bir teybe yerleştirdi. Çıtırtı başladı. Ardından Leman Koral’ın sesi duyuldu:
“Rauf, bağışlanan sesleri yabancı reklam şirketlerine sattı. Yaşlıların, ölülerin, çocukların seslerinden yapay konuşma paketleri ürettiler. İmza atmamış insanların hatıralarını ürün yaptılar. Bunu ispatlayan defter, Mavi Kanat’ın neon tabelasının trafosunda. Eğer bunu dinliyorsanız, beni aramayın. Çünkü beni bulurlarsa siz de susarsınız.”
Kayıt bittiğinde Mira’nın elleri titriyordu. Bu sadece bir yolsuzluk değildi; insanların en mahrem şeyini, seslerini çalmışlardı.
Efe, “Defteri bulmalıyız,” dedi.
Mira, sahnenin üstündeki eski neon panoya baktı. Tabela yenilenmiş gibi görünse de arkasındaki trafo kutusu orijinaldi. Oraya ulaşmak için servis merdiveninden çıkmaları gerekiyordu.
Tam merdivene yönelmişlerdi ki Rauf karşılarına çıktı. Alkış sesleri salonu doldururken onun sesi bıçak gibi keskindi.
“İkinizin uyumlu çalışacağını tahmin etmiştim. İş yerinde romantizm tehlikelidir; insanı dikkatsiz yapar.”
Mira yüzünün kızardığını hissetti ama geri çekilmedi. “Leman nerede?”
Rauf’un gülümsemesi silindi. “Bazı insanlar kahraman olmak ister. Bazıları da kahramanların sonunu izler.”
Efe bir adım öne çıktı. “Bu gece bitecek.”
Rauf cebinden küçük bir kumanda çıkardı. Sahnedeki dev ekran bir anda değişti. Mira’nın bilgisayarına ait görüntüler, dosya erişim kayıtları ve sahte düzenlenmiş mesajlar ekrana yansıdı. Sanki bütün yasa dışı satışları Mira yapmış gibi gösteriliyordu.
Salonda fısıltılar yükseldi. Kameralar Mira’ya döndü. Rauf mikrofonu eline aldı.
“Maalesef içimizden biri, bu kutsal projeyi kişisel kazanca çevirmiş,” dedi. “Ama biz gerçeği saklamayız.”
Mira’nın dizleri boşalacak gibi oldu. Hayatı boyunca sessiz kalmıştı; şimdi herkes onu suçlarken yine susarsa sonsuza kadar suçlu kalacaktı.
Efe kulağına eğildi. “Seslere güveniyorsun ya. Kendi sesine de güven.”
Mira mikrofonu Rauf’un elinden kaptı. Salonda bir uğultu koptu. İlk cümlesi titrek çıktı, ikincisi daha sağlamdı.
“Ben duvar değilim. Ben arşivciyim. Ve arşivler yalan söylemez.”