Ertesi sabah arşivde hava farklıydı. Rauf, bütün çalışanları toplantı odasına topladı. Cam masanın ortasında bir çiçek vardı; canlı değil, yapaydı. Mira o çiçeğe bakarken kendini de öyle hissetti: dışarıdan sakin, içeriden plastik kadar boğucu.
Rauf, bağış kampanyasının ulusal bir ödüle aday gösterildiğini anlattı. Akşam büyük bir lansman yapılacaktı. Eski bir gazinonun restore edilmiş salonunda, neon ışıklar altında, geçmişin şarkıları yeniden çalınacaktı. Basın, yatırımcılar, belediye yetkilileri davetliydi.
“Bu akşam hepiniz orada olacaksınız,” dedi Rauf. “Aile gibi görünmemiz önemli.”
Mira, “Görünmemiz mi?” diye mırıldandı.
Rauf duydu. Gülümsedi. “Aile olmak zaman ister, Mira. Ama aile gibi görünmek profesyonellik ister.”
Toplantıdan sonra Efe, Mira’nın masasının yanına geldi. Sesini alçalttı. “Dün gece hangi dosyayı açtın?”
Mira sertçe baktı. “Siz de mi beni sorguluyorsunuz?”
“Hayır. Çünkü aynı dosyanın kopyası bana da geldi.”
Mira ilk kez ekrandan tamamen uzaklaştı. “Kim gönderdi?”
Efe cebinden küçük bir not çıkardı. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu: “Tanık masanın altında değil, masayı kuran kişidedir.”
Notun altında bir isim vardı: Leman Koral.
Mira bu ismi tanıyordu. Leman Koral, arşive iki ay önce gelen yaşlı bir kadındı. Kocasının gençliğinde söylediği türkülerin kaydını teslim etmiş, sonra bir daha görünmemişti. Ama Mira’nın bulduğu fısıltı da onun sesine benziyordu.
Efe, “Leman Hanım üç gün önce kayıp başvurusunda bulunulmuş biri,” dedi. “Ailesi onun şehir dışına gittiğini sanıyor. Ama banka kayıtları, en son bu binanın yakınındaki bir kafede ödeme yaptığını gösteriyor.”
Mira’nın boğazı kurudu. “Rauf bunu biliyor mu?”
Efe cevap vermedi. Bu sessizlik cevaptan daha ağırdı.
Akşam lansmana kadar vakitleri vardı. Mira, nottaki “neon tabela” ifadesini hatırladı. Arşivin deposunda yıllardır duran eski bir tabela vardı: “MAVİ KANAT GAZİNOSU”. Rauf lansmanı tam da o eski gazinonun salonunda yapacaktı.
Mira ve Efe depoya indi. Metal rafların arasında yürürken elektrikler birden kesildi. Karanlıkta sadece Efe’nin telefon ışığı vardı. Mira, ilk kez kendi kalp atışını bu kadar net duydu.
“Bana güven,” dedi Efe.
Mira acı acı güldü. “Ben seslere güvenirim, insanlara değil.”
Tam o sırada rafların arkasından bir tıkırtı geldi. Efe ışığı çevirdi. Yerde eski bir kaset duruyordu. Üzerinde titrek bir yazıyla şunlar yazılmıştı:
“Dersi o verecek sanıyor. Asıl ders sahnede başlayacak.”