Ada, tek başına savaşamayacağını biliyordu. Ama kime güvenecekti? Polis mi? Belediye mi? Kulüpteki insanlar mı? Hepsinin içinde birileri satın alınmış olabilirdi.
O sırada karşı masaya yeni atanan proje denetçisi geldi: Efe Saruhan. Şirketten değil, bakanlık müfettişliğinden geçici görevle gönderilmişti. Geniş omuzlu, sakin bakışlı, fazla düzgün konuşan bir adamdı. Ada bu tip insanlardan hoşlanmazdı; çünkü ya gerçekten temiz olurlardı ya da en tehlikeli yalancılar.
Efe, Ada’nın masasındaki dağınıklığı fark edip şaşırdı. “Sizin masanızda ilk kez düzensizlik görüyorum. Bu şehir için tarihi bir an.”
Ada cevap vermedi.
Öğle arasında Efe yanına geldi. “Çınarlı Pasajı dosyasını arıyorsunuz. Ben de arıyorum.”
Ada’nın eli çantasına gitti. “Neden?”
“Çünkü imza zincirinde ölü bir gazetecinin adı geçiyor. Ve çünkü bu sabah bana, sizi takip etmem söylendi.”
Ada yerinden kalktı. “Kim söyledi?”
“Demir Koral.”
Ada uzaklaşacakken Efe alçak sesle ekledi: “Ama ben onun için çalışmıyorum. Kardeşim üç yıl önce bir şantiye kazasında öldü. Kazayı yapan firma Koral İnşaat’tı. Dosya kapandı. Ben kapanmadım.”
Bu itiraf, Ada’nın zırhında küçük bir çatlak açtı. Yine de güvenmek kolay değildi. Ona annesinin kasetinden bahsetmedi, yalnızca arşivde çektiği videoyu gösterdi. Efe görüntüyü izlerken yüzü sertleşti.
“Bu tek başına yetmez,” dedi. “Savcıya gitsek dosya kaybolur. Basına versek seni itibarsızlaştırırlar. Daha büyük bir kanıt lazım.”
Ada, o gece sinemada gördüğü kamerayı hatırladı. “Gazeteci Zeynep’in kamerası onlarda. İçinde ne varsa onu bulmalıyız.”
Efe plan yaptı. Demir Koral’ın şirket merkezinde o akşam bağış yemeği vardı. Belediye yöneticileri, yatırımcılar, sanatçılar davetliydi. Ada, arşivden gelen resmi evrak görevlisi olarak içeri girebilirdi. Efe de denetçi kimliğiyle.
“Bu bir operasyon değil,” dedi Ada. “Bu delilik.”
Efe hafifçe gülümsedi. “Bazen düzenli insanlar en iyi delilikleri yapar.”
Akşam, cam cephesi Boğaz’a bakan şirkete girdiler. Her yer pahalı parfüm, kristal kadeh ve yapay kahkahalarla doluydu. Ada’nın üzerinde siyah sade bir elbise vardı; gündüzkü memuriyetinin gölgesi hâlâ omuzlarındaydı. Efe yanına eğilip “Korkarsan çıkabiliriz,” dedi.
Ada gözünü kalabalığın ortasındaki Demir’e dikti. “Korktuğum için buradayım.”
Demir’in özel ofisine ulaşmaları uzun sürmedi. Efe güvenlik kamerasını oyalarken Ada kilidi açtı; yıllarca arşiv dolaplarıyla uğraşmak ona beklenmedik yetenekler kazandırmıştı.
Ofiste, duvarda eski Avrupa tablolarının kopyaları asılıydı. Birinin arkasındaki kasa dikkatini çekti: beyaz bir hayvan postu taşıyan soylu bir kadın resmi. Ada tabloyu kaldırdı, kasa çıktı. Şifreyi bilmiyordu. Tam o sırada annesinin kasetindeki yazıyı hatırladı: Lâl gecesi.
1987’yi denedi. Kasa açılmadı. Annesinin ölüm yılı olan 2006’yı denedi. Klik sesi geldi.
İçeride Zeynep’in kamerası, birkaç taşınabilir bellek ve annesine ait eski bir kolye vardı. Ada kolyeyi görünce nefesi kesildi.
Kapı açıldı.
Demir Koral içeri girdi, arkasında Selim Vardar ve güvenlik amiri Cem vardı. Demir yavaşça alkışladı.
“Romantik memur ve intikamcı müfettiş,” dedi. “Ne güzel ikili. Ama bu şehirde kahramanların sonu, bodrum katlarında yazılır.”