Ertesi sabah Ada, sanki hiçbir şey olmamış gibi işine gitti. Ama belediye binasının mermer koridorları artık ona mezarlık gibi geliyordu. Her kapının ardında bir sır, her evrakın altında bir yalan vardı.
Masasına oturduğunda müdürü Nihat Bey onu çağırdı. Odada yalnız değildi; Demir Koral, lacivert takım elbisesiyle pencere kenarında duruyordu. Gülümsemesi terbiyeli, gözleri tehditle doluydu.
“Ada Hanım,” dedi Nihat Bey, “Çınarlı Pasajı’na ait eski koruma kararlarının dosyası sizdeymiş. Bugün içinde kayıttan düşürülmesi gerekiyor.”
Ada’nın boğazı kurudu. “Kayıttan düşürmek için kurul kararı gerekir.”
Demir başını hafifçe eğdi. “Bazen eski kurallar, yeni şehre ders vermek zorunda kalır.”
Ada onun cümlesindeki kibri tanıdı. Bu adam insanlara değil, engellere bakıyordu. Engelleri de ya satın alıyor ya siliyordu.
Odadan çıkınca arşiv katına indi. Pasaj dosyasını açtı. İçinden yalnızca haritalar, tapu kayıtları, restorasyon raporları çıkmadı. Sararmış bir zarfın içinde 1987 tarihli bir fotoğraf vardı: Çınarlı Pasajı’nın alt katında dans eden insanlar. Fotoğrafın arkasında el yazısıyla “Lâl gecesi, tanıklık eden herkes yaşar,” yazıyordu.
Ada fotoğrafın kenarında genç bir kadını fark etti. Kadın annesine benziyordu.
Annesi yıllar önce “kalp krizi” denilerek ölmüştü. Ada o zaman on iki yaşındaydı. Annesinin gece nereye gittiğini, neden bazen eve gözleri şiş dönüp ona sarılarak “Bir gün sana her şeyi anlatacağım,” dediğini hiç öğrenememişti.
Dosyaların arasında eski bir kaset de vardı. Üzerinde sadece bir isim yazıyordu: “Meral.” Ada’nın annesinin adı.
Tam kaseti çantasına koyacakken arşivin ışıkları söndü. Rafların arasından ayak sesleri geldi.
“Ada Hanım,” diye fısıldadı biri, “yanlış dersin sınıfına girdiniz.”
Ada dondu. El yordamıyla metal rafın arkasına saklandı. Gelen kişi arşiv görevlisi değildi. Dosyaları karıştırdı, bazı belgeleri çantasına doldurdu. Ada telefonunun kamerasını açıp kayda bastı. Adam yüzünü çevirdiğinde onu tanıdı: belediyenin güvenlik amiri Cem.
Cem, pasaj dosyasını bulamayınca küfretti. Sonra telefonla birini aradı.
“Kadın dosyayı almış olabilir. Bu gece Lâl’e geleceğini biliyoruz.”
Ada’nın kalbi sertçe attı. Demek onun iki hayatını da biliyorlardı.
Işıklar geri geldiğinde Cem gitmişti. Ada kaseti ve fotoğrafı çantasına koydu. O an telefonuna yeni bir mesaj geldi: “Annen de sustu. Sen de sus.”
Ada ilk kez kaçmak yerine gülümsedi. Çünkü tehdit, bazen karşı tarafın korktuğunu gösteren en net işaretti.