Ada Ergin, belediyenin Kültürel Miras Arşivi’nde çalışan, hayatı etiketler, tarih damgaları ve sessiz raflar arasında geçen bir kadındı. Otuz yaşındaydı; saçlarını hep sıkı toplar, öğle arasında aynı çorbayı içer, kimseyle gereğinden fazla konuşmazdı. İş arkadaşları ona “takvim kız” derdi, çünkü Ada’nın masasındaki her dosya, her kahve lekesi, her nefes bile bir düzene bağlıydı.
Ama saat dokuzu geçtiğinde, Karaköy’deki paslı kepenkleri indirilmiş Çınarlı Pasajı’nın alt katında bambaşka biri olurdu.
Orada, zemini çatlak mermerlerle kaplı eski bir depoda, adı hiçbir afişte yazmayan gizli bir kulüp vardı: Lâl. Kulübün kapısına varmak için önce kullanılmayan bir terzi dükkânından geçilir, sonra duvardaki aynalı dolabın arkasındaki dar merdivenlerden inilirdi. Aşağıda neon ışıklar, eski plaklardan yükselen ritim ve insanların gündüz sakladıkları kırık yanları vardı. Ada burada dans ederdi; kimseye arşiv memuru olduğunu söylemez, kimsenin gerçek adını sormazdı.
O gece de plak çalarken pistte döndü. Gümüş renkli elbisesinin eteği ışığı yakaladı, kalabalık alkışladı. Tam o sırada üst kattaki boş sinema salonundan boğuk bir tartışma sesi geldi. Müzik yüksek olduğu için çoğu kişi duymadı. Ada duydu. Çünkü Ada hayatı boyunca sessizliğin içindeki kusurları fark ederek yaşamıştı.
Merdivenlere yöneldiğinde kulübün işletmecisi Rauf kolunu tuttu.
“Yukarı çıkma,” dedi. “Bu pasajın bazı kapıları açılmak için değildir.”
Ada, Rauf’un gözlerinde ilk kez korku gördü. Bu korku, onu durdurmak yerine daha da meraklandırdı. Kolunu çekti, karanlık koridora ilerledi.
Eski sinema salonunun kapısı aralıktı. İçeride üç kişi vardı. Biri, belediyenin yeni kentsel dönüşüm ihalesini alan şirketin yüzü olan Demir Koral’dı. Diğeri, Ada’nın gündüzleri dosyalarını arşivlediği belediye başkan yardımcısı Selim Vardar. Üçüncü kişi ise yere düşmüş, elinde küçük bir kamera tutan genç bir kadındı.
Kadının bileğindeki bilezik Ada’nın dikkatini çekti: ince altın halkaya asılı mavi mine kuş. Aynı bilezik, bir hafta önce kayıp başvuru dosyasında gördüğü gazeteci Zeynep Aral’ın fotoğrafında vardı.
Selim Vardar eğilip kamerayı aldı. Demir, soğuk bir sesle “Yarın sabah bu pasaj boşalacak. Tanık kalmayacak,” dedi.
Ada’nın nefesi kesildi. Tam geri çekilecekken ayağının altındaki kırık cam çıtırdadı. Üç adamın başı kapıya döndü.
Ada koştu. Merdivenlerden inerken neon ışıklar gözünü aldı. Müzik aniden sustu. Rauf, kulübün arka kapısını açtı.
“Koş,” dedi. “Ve bugün gördüğünü unutma. Yoksa yarın güzel bir gün olmaz.”
Ada dışarı çıktığında yağmur başlamıştı. Telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj düştü: “Seni gördük.”