Nil o akşam ajansın mutfağında yalnız yakalandı. Cenk, her zamanki gibi pahalı kahvesini karıştırıyor, sesini yumuşatıp sözlerini sertleştiriyordu.
“Bugünkü çıkışın profesyonel değildi,” dedi. “Kırlangıç hesabı bizim için büyük. Duygularınla değil, aklınla çalışmanı bekliyorum.”
Nil fincanını lavaboya bıraktı. “Profesyonellik bazen susmak değildir.”
“Bazen de işini kaybetmemektir.” Cenk yaklaştı. “Sana bir ders vereyim Nil: Bu şehirde hikâyeyi güçlü olan yazar. Sen sadece slogan bulursun.”
Bu cümle, Nil’in içinde yıllardır kapalı duran bir kapıyı açtı. Babası da bir gece ona benzer bir şey söylemişti: “Kızım, sahnede ışığı kim tutuyorsa herkes ona bakar. Ama gerçek, karanlıkta bekler.”
Nil, iş çıkışı eski kulübün sokağına gitti. Neon Kırlangıç’ın tabelası çoktan sökülmüş, binanın cephesine yıkım izni asılmıştı. Demir kapının kilidi paslıydı. Tam çantasından küçük tornavidayı çıkarırken arkasından bir ses duydu.
“Bunu tek başına yapmamalısınız.”
Efe Kırlangıç, yağmurun içinde duruyordu.
Nil bir adım geri çekildi. “Beni mi takip ediyorsunuz?”
“Hayır. Sizi buraya getiren mesajın bir benzeri bana da geldi.”
Telefonunu uzattı. Ekranda aynı numaradan gelen başka bir mesaj vardı:
“Rıza Aras’ın defteri ortaya çıkarsa senin de kanın temizlenir.”
Nil’in öfkesi şaşkınlığa karıştı. “Senin kanın mı? Ne demek bu?”
Efe’nin yüzü gerildi. “Babam, bu binayı ilk satın alan kişiydi. Rıza Bey kaybolduktan hemen sonra. Çocukken bunun tesadüf olduğunu söylediler. Hukuk okudum, evraklara baktım. Tesadüf değilmiş.”
“Ve şimdi vicdan mı yaptın?”
“Hayır,” dedi Efe. “Geç kaldığımı fark ettim.”
Kapıyı birlikte açtılar. İçeride küf, toz ve eski parfüm kokusu vardı. Aynalı top hâlâ tavanda asılıydı; karanlıkta soluk bir ay gibi. Nil’in ayakları sahneye yaklaşınca titredi. Babasının sesi, kahkahası, plak değiştiren elleri gözünün önüne geldi.
Bodruma indiklerinde paslı bir dolabın arkasında tuğla duvara gizlenmiş küçük bir boşluk buldular. İçinden deri kaplı bir defter çıktı. Sayfalar sararmıştı. İçinde isimler, tarihler, para transferleri ve bazı gecelere düşülmüş notlar vardı.
Son sayfada babasının el yazısı:
“Eğer bana bir şey olursa, asıl tanık sahnede değil, masadaki kızıldır.”
Nil kaşlarını çattı. “Masadaki kızıl kim?”
Efe, defterin arasından düşen eski bir fotoğrafı aldı. Neon ışıklarının altında, kalabalık bir masada kızıl saçlı genç bir kadın görünüyordu. Yanında ise bugünün güçlü isimlerinden biri vardı: İstanbul Büyükşehir ihale komisyonunun başındaki Vedat Soyer.
Ertesi sabah haber sitelerinde bir son dakika patladı: Neon Kırlangıç binasında yangın çıkmıştı. Ve polis, kundaklama şüphesiyle Nil Aras’ı arıyordu.