Ertesi sabah Mina okulun bahçesine girdiğinde öğrencilerinin bakışlarındaki sıcaklık yerini fısıltılara bırakmıştı. Koridorun sonunda müdür yardımcısı Berna Hanım bekliyordu. Dudakları ince bir çizgiye dönüşmüştü.
“Mina Hanım, lütfen benimle gelir misiniz?”
Müdür odasında iki polis, okulun hukuk danışmanı ve Mina’nın tarih kulübünden öğrencisi Ada vardı. Ada başını öne eğmiş, parmaklarını birbirine kenetlemişti. Masanın üzerinde Mina’nın çantasından çıktığı söylenen bir zarf duruyordu. Zarfın içinde kolejin mütevelli heyetine ait özel belgelerin kopyaları vardı.
“Bunu ben koymadım,” dedi Mina.
Polislerden biri ifadesizce konuştu. “Gece okul arşivine izinsiz girdiğiniz ihbar edildi. Kamera kaydı var.”
“Kamera kaydı mı?”
Danışman dizüstü bilgisayarı çevirdi. Görüntü bulanıktı ama Mina’ya benzeyen bir kadın, okulun arşiv odasına giriyor, dosyaları alıyor gibi görünüyordu.
Mina’nın içi buz kesti. “Bu ben değilim.”
O ana kadar susan Ada titrek bir sesle, “Hocam, sizi gördüm,” dedi.
Mina kızın gözlerine baktı. Ada yalan söylüyordu; fakat yalanın içinde korku vardı. Sanki cümleleri kendi seçmemiş, boğazına birileri yerleştirmişti.
Berna Hanım resmi bir sesle kararını bildirdi: “Soruşturma bitene kadar açığa alındınız.”
Mina odadan çıktığında telefonu çaldı. Arayan Rüzgâr’dı.
“Dün geceki adamlardan birinin bileğinde bir dövme vardı,” dedi. “Aynı işareti eski bir kasette gördüm. ‘Sedef Çemberi’ diye bir kulüp ağı. 80’lerde eğlence mekânlarını satın alıp arşivlerini yok etmişler. Şimdi emlak fonu olmuşlar.”
Mina okulun merdivenlerinde durdu. “Benim okulla ne ilgisi var?”
“Okulunuzun mütevelli başkanı aynı fonun yönetiminde. Adı Yaman Koral.”
Yaman Koral. Her mezuniyet töreninde bağışlarından söz edilen, eğitim sevdalısı iş insanı. Mina, öğrencilerine tarih öğretirken en çok şu cümleyi kurardı: “Arşivleri kim tutuyorsa, geleceği de o yazar.” Şimdi biri hem okulun hem pasajın arşivine uzanıyordu.
Akşamüstü Ada’dan gizli bir mesaj geldi: “Hocam, özür dilerim. Annemin borcu var. Beni konuşturdular. Sizinle konuşmam gerek. Ama okulda değil. Vapur iskelesi. Saat 21.00.”
Mina mesajı Rüzgâr’a gösterdi.
Rüzgâr kaşlarını çattı. “Bu tuzak olabilir.”
“Olabilir,” dedi Mina. “Ama Ada benim öğrencim. Eğer korkuyorsa, ona ders anlatmam değil, yanında durmam gerekir.”
Saat dokuzda iskelede rüzgâr denizi kabartıyordu. Ada görünmedi. Onun yerine bankın altına bantlanmış bir telefon buldular. Ekranda tek bir video vardı. Ada ağlıyordu.
“Hocam, kaseti saklayın. Yangını çıkaran kişi hâlâ hayatta. Anneniz de o gece oradaydı. Bana bir şey olursa…”
Video bir çığlıkla kesildi.