Ertesi sabah holding binasında olağanüstü toplantı yapıldı. Rauf’un ortadan kaybolması basına “sağlık sorunu nedeniyle yurtdışına çıkış” diye servis edilmişti. Fakat içeride herkes fısıldıyordu: Patron öldü, ceset yok, kamera yok, suçlu aramızda.
Mira toplantıya çağrılacağını düşünmemişti. O sadece arşiv görevlisiydi. Ama insan kaynakları müdürü onu on yedinci kattaki cam toplantı odasına çıkardı. Odada Efe de vardı. Üzerinde kusursuz bir takım elbise, yüzünde sanki dün gece hiçbir şey olmamış gibi sakin bir ifade vardı.
“Dün gece arşiv kayıtlarına erişen son kişi sensin,” dedi yönetim kurulu başkanı Nilay Selen. Nilay, Rauf’un üvey kardeşi, holdingin görünmez aklıydı. “Bize ne gördüğünü anlatacaksın.”
Mira’nın boğazı kurudu. Efe’ye baktı. Efe çok küçük bir hareketle başını iki yana salladı. Sus, der gibiydi.
“Elektrikler kesilmeden önce Rauf Bey’i kırmızı odanın koridorunda gördüm,” dedi Mira. “Sonrasını bilmiyorum.”
Nilay gülümsedi. “Demek dersini çabuk öğreniyorsun.”
Bu cümle, Mira’nın içini buz gibi yaptı. Nilay masaya bir zarf koydu. Zarfın içinden Mira’nın annesinin hastane dosyası çıktı. Ödenmemiş faturalar, bekleyen ameliyat tarihi, doktor imzaları.
“Bazı insanlar doğruyu söyleyerek kahraman olur,” dedi Nilay. “Bazıları da doğruyu söyleyip annesini kaybeder.”
Toplantıdan sonra Mira, asansöre binmeden yangın merdivenine kaçtı. Nefes alamıyordu. Efe peşinden geldi.
“Beni dinle,” dedi. “Dün gece gördüğün her şey göründüğü gibi değil.”
“Sen Rauf’un yanındaydın.”
“Evet.”
“Yerde yatıyordu.”
“Evet.”
“Ve sen bana sus diyorsun.”
Efe ilk kez sakinliğini kaybetti. “Çünkü konuşursan seni yok ederler. Rauf kayıp değil, Mira. Rauf kendi ölümünü sahneledi.”
Mira ona tokat attı. Ses merdiven boşluğunda yankılandı.
“Bana yalan söylemek için daha iyi bir cümle bulabilirdin.”
Efe dudağındaki kanı sildi. “O kırmızı odadaki tabloyu gördün mü?”
Mira hatırladı: Duvardan sökülmüş çerçeve.
“Orada duran tablo gerçek değildi,” dedi Efe. “Gerçeği holdingin kasasında. Ve o tablo sadece bir tablo değil; on iki yıldır kayıp olan bir müzenin ana kanıtı. Rauf sanat kaçakçılığı yapıyor. Nilay da bunu biliyor. Dün gece Rauf beni kandırdı. Şimdi herkes benim onu öldürdüğümü düşünsün istiyor.”
Mira ona inanmak istemiyordu. Ama arşivciydi; izlerin, tarihlerin, kayıtların dilini bilirdi. Kırık saat, kaybolan tablo, kesilen elektrik... Hepsi fazla kusursuzdu.
Tam o sırada telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi:
“Gördüğün şey için değil, görmediğin şey için öldürüleceksin. Bu gece kulübün çatısına gel. Tanık yalnız kalmazsa yaşar.”