Ertesi sabah Karmen Holding’in otuz üçüncü katı, normalden daha sessizdi. Cam duvarların arkasında insanlar fısıldaşıyor, haber siteleri Mümtaz Varlı’nın ölümünü “eğlence sektöründe kara gece” başlığıyla veriyordu. Duru, güvenlik görevlilerinin arasında toplantı odasına getirildi. Herkes ona suçlu gibi bakıyordu.
Süreyya Karmen içeri girdiğinde oda buz kesti. Yetmişine yaklaşmış olmasına rağmen bastonunu bir kraliçe asası gibi taşıyordu. Yanında Aras vardı. Duru onun gözlerine bakmamaya çalıştı ama Aras doğrudan karşısına oturdu.
Süreyya, “Duru Hanım,” dedi, “siz dün gece orada neden vardınız?”
Duru dudakları takip etti, sonra tabletine yazdı: “Arşiv görevlendirmesi.”
“Kim verdi bu görevi?”
Duru cevap vermedi. Çünkü görevi ona veren kişi babasının eski arkadaşıydı: Aytaşı Bahçesi’nin son işletmecisi Reşat. Reşat iki hafta önce ortadan kaybolmuştu.
Süreyya’nın yüzünde küçük bir gölge gezdi. “Şirketimizin adı bir skandala karışmayacak. Avukatımız sizinle ilgilenecek.”
Avukat, yani Aras.
Toplantıdan sonra Aras, Duru’yu arşiv katına kadar takip etti. Kimsenin olmadığı eski sunucu odasında konuştu. Duru onun dudaklarını okudu:
“Ben katil değilim.”
Duru tabletine yazdı: “Yüzük sendeydi.”
Aras bileğini açtı. Yüzük yoktu. “O yüzük aileme ait değil. Şirkette yedi kişide var. Eski bir ortaklık sembolü.”
Duru inanmadı. Aras cebinden küçük bir USB çıkardı. “Mümtaz ölmeden önce bana bunu gönderdi. Şifreli. İçinde senin babanın kaybolduğu geceye ait dosya olabilir.”
Duru’nun nefesi kesildi.
Aras’ın ona yaklaşmasında bir plan mı vardı, yoksa gerçekten yardım mı ediyordu? Ofiste başlayan bu zorunlu ittifak, ikisinin de istemediği bir yakınlığa dönüştü. Duru, Aras’ın yalan söylediğinde sol kaşının seğirdiğini fark etti. Aras ise Duru’nun sessizliğinin pasiflik değil, herkesten daha keskin bir dikkat olduğunu gördü.
USB’yi çözmek için gece şirkette kaldılar. Karmen Holding’in eski yayın arşivinde, hiç yayımlanmamış bir belgesel dosyası buldular: “Son Hüküm: Aytaşı Davası.” Dosyada, yıllar önce kaybolan işçiler, susturulan tanıklar ve Süreyya Karmen’in gençliğinde yürüttüğü karanlık bir medya kampanyasına dair görüntüler vardı. Fakat en önemli bölüm eksikti. Ekranda sadece tek bir kare kalmıştı: Berlin’de bir müzayede salonu, duvarda ermin kürklü bir kadın portresi, tablonun arkasına gizlenmiş bir mikrofilm.
Aras, görüntüye bakınca rengini kaybetti.
Duru yazdı: “Bunu biliyorsun.”
Aras uzun süre sustu. Sonra dudakları titredi:
“Çünkü o portreyi annem çaldı sanılıyor. Ve annem bu yüzden hapiste öldü.”
Tam o anda sunucu odasının ışıkları söndü. Yangın alarmı devreye girdi. Kapılar kilitlendi. Havalandırmadan içeri gri duman dolmaya başladı.
Birisi onları diri diri yakmak istiyordu.