İstanbul’un unutulmuş kıyılarından birinde, denize doğru eğilmiş paslı bir lunapark vardı: Aytaşı Bahçesi. Çocukların çığlıkları yıllar önce susmuş, dönme dolap rüzgârda kendi kendine inler olmuştu. Fakat lunaparkın en dip köşesinde, dışarıdan bakınca harabe sanılan eski bir disko hâlâ geceleri yanardı. Adı: NEON.
Duru Sancak, o diskoya eğlenmek için değil, çalışmak için gelmişti. Gündüzleri büyük bir medya şirketi olan Karmen Holding’in dijital arşiv bölümünde sessizce dosya düzenler, geceleri ise kimseye söylemeden Aytaşı Bahçesi’nin eski güvenlik kayıtlarını tasnif ederdi. Çünkü babası yıllar önce bu lunaparkta bekçiyken kaybolmuştu. Polis dosyası “denize düşme ihtimali” diyerek kapanmış, annesi kederden susmuş, Duru ise büyürken bütün seslere karşı yabancılaşmıştı. Zaten çocukluğunda geçirdiği ateşli hastalık yüzünden işitme duyusunu büyük ölçüde kaybetmişti. İnsanların sözlerini dudaklarından okur, gerçeği ise yüzlerindeki titremeden anlardı.
O gece NEON’da özel bir davet vardı. Karmen Holding’in yeni yayın platformu için düzenlenen gizli lansman partisi. Şirketin genç hukuk direktörü Aras Lale de oradaydı. Duru onu ilk kez asansörde görmüştü; koyu renk takım elbisesi, yorgun gözleri ve asla tam söylenmeyen cümleleri vardı. Ofiste herkes Aras’tan çekinirdi. Duru ise onun bir şey sakladığını ilk günden anlamıştı.
Saat 23.17’de, eski disko topu yeniden dönmeye başladı. Işıklar mor, mavi, kırmızı parladı. Duru arka odadaki monitörlerin başındaydı. Kameralardan biri kesildi. Sonra bir görüntü geldi: sahnenin arkasındaki aynalı koridorda, şirketin kurucusu Süreyya Karmen’in özel danışmanı Mümtaz Varlı, elinde siyah bir çanta ile yürüyordu. Karşısında maskeli biri belirdi. Duru ses duymadı ama dudaklardan üç kelime seçti: “Tanık hâlâ yaşıyor.”
Ardından Mümtaz yere yığıldı.
Duru’nun kalbi boğazına çıktı. Görüntü iki saniye sonra silindi. Kamera kaydı kendiliğinden yok oldu. Ama Duru, refleksle telefonuyla monitörü çekmişti. Titreyen elleriyle kaydı tekrar açtı. Görüntü bulanıktı ama maskeli kişinin bileğinde gümüş bir mühür yüzüğü seçiliyordu.
Tam o sırada kapı açıldı. İçeri Aras girdi.
Duru saklanmak için geç kaldı. Aras onun telefon ekranını gördü. Duru da Aras’ın bileğine baktı: aynı mühür yüzüğü.
Aras dudaklarını yavaşça oynattı, onun okuyabileceği gibi net konuştu:
“Bunu gördüğünü kimse bilmemeli.”
Duru kaçmaya çalıştı, ama koridorun öbür ucunda polis sirenlerinin kırmızı ışıkları belirdi. Mümtaz Varlı ölmüştü. Ve cinayet silahında, Duru’nun parmak izleri vardı.