Mina, o akşam Aras’a hiçbir şey söylemeden Disko Mezarlığı’na geri döndü. Karaköy’ün paslı kepenkleri arasında gizlenen kulüp, gündüzleri terk edilmiş bir depo gibi görünüyordu. Kapıda sakallı bir adam sigara içiyor, içeri girenleri gözleriyle tartıyordu. Mina sahte bir teslimat kartı gösterdi. Adam kartı değil, yüzündeki korkuyu okudu ama yine de kapıyı açtı.
İçerisi önceki gecenin aksine sessizdi. Tavandan sarkan aynalı toplar, gündüz ışığında hastane lambası gibi cansız duruyordu. Dans pistinin ortasında hâlâ sarı polis bantlarının izi vardı. Mina, Leyla’nın düştüğü koridora yürüdü. Duvarlarda eski konser afişleri, yırtılmış Berlin metro haritaları ve kimsenin okumadığı şiirler asılıydı. Koridorun sonunda siyah bir kapı vardı. Üzerinde “RİTÜEL ODASI” yazıyordu.
Kapıyı açınca içeride yalnız olmadığını anladı.
Kaan Vural, karanlıkta oturuyordu. Üzerinde siyah kapüşonlu bir mont, elinde eski bir kasetçalar vardı. Ünlü yıldız fotoğraflardaki gibi parlamıyordu; yüzü solgun, gözleri uykusuzdu.
“Beni takip eden gazeteci değilsin,” dedi Kaan. “Polis de değilsin. O halde Aras’ın kızısın.”
“Mina,” dedi genç kadın. “Ve kimsenin kızı değilim.”
Kaan acı acı güldü. “Hepimiz birilerinin çocuğuyuz. Babalarımızın, sırlarımızın, yalanlarımızın.”
Mina ona Leyla’yı öldürüp öldürmediğini sormak istedi ama soru boğazına takıldı. Kaan kasetçaları çalıştırdı. İçinden eski bir disko parçası yükseldi, cızırtılı ve kırık. “Bu şarkı o gece çalıyordu,” dedi. “Ama elektrik kesildiğinde müzik tamamen susmadı. Bir yerden devam etti. Demek ki kulübün gizli bir sistemi var. Leyla bunu biliyordu.”
“Leyla neden öldürüldü?”
Kaan cebinden küçük bir kart çıkardı. Kartta gelincik çiçeği işlenmişti. “Berlin’de bir açık artırma. Tablo orada satılacaktı. Ama tablo aslında resim değil. Arka astarında isimler var. Sanat kaçakçıları, sahte bağışlar, hâkimler, savcılar, avukatlar…”
Mina’nın kalbi hızlandı. “Aras da mı?”
Kaan cevap vermedi. Sessizlik, evetten daha ağırdı.
Tam o sırada dışarıdan ayak sesleri geldi. Kaan Mina’nın bileğini tutup onu dar bir servis boşluğuna çekti. Kapı açıldı. İçeri takım elbiseli iki adam girdi. Biri duvardaki aynayı söktü. Aynanın arkasından küçük bir kayıt cihazı çıkardılar.
“Patron bunu mahkemeden önce istiyor,” dedi biri. “Tanık kız konuşursa kayıt yetmez. Annesiyle başlayacağız.”
Mina nefesini tuttu. Adamlar çıktıktan sonra Kaan boşluktan fırladı ama kayıt cihazı gitmişti. Geriye yalnızca aynanın arkasında tırnakla kazınmış bir adres kalmıştı: “Sarnıç No: 9.”
Kaan, Mina’ya döndü. “Bu şehirde bazı gerçekler toprağın altında saklanır. Sarnıç’a inmeden kimse masum kalamaz.”
Mina o an anladı: Ya Aras’a güvenip her şeyi anlatacaktı ya da güvenin de bir delil gibi sahte üretilebileceğini kabul edecekti.
Telefonu çaldı. Arayan Aras’tı.
“Mina,” dedi sakin ama buz gibi bir sesle. “Neredesin?”
Mina cevap vermedi. Çünkü arka planda annesinin öksürüğünü duymuştu.