Mina Erdem, İstanbul Adliyesi’nin arka kapısından her sabah aynı saatte girerdi: 08.17. Çünkü 08.15’te gelenler telaşlı, 08.20’de gelenler suçlu gibi görünürdü. O ise ikisi de olmak istemiyordu. Hukuk fakültesini bitirmiş, stajını tamamlamaya çalışan, annesinin ilaç borçlarını ödemek için geceleri çeviri yapan yirmi altı yaşında bir kadındı. Çalıştığı büro ise kentin en parlak ama en tehlikeli ceza avukatı Aras Korkmaz’a aitti.
Aras’ın ofisi, cam duvarları ve sessiz çalışanlarıyla bir hukuk bürosundan çok soğuk bir akvaryuma benzerdi. Herkes içeride yüzüyor, dışarıdaki köpek balıklarına bakıyordu. Mina, o sabah Aras’ın masasının üstünde kırmızı mühürlü bir dosya gördü: “Kaan Vural Davası.” Kaan Vural, ülkenin yıllardır konuştuğu dansçıydı. Çocuk yaşta sokak gösterilerinden çıkmış, sonra dev sahnelere, sonra da skandallara yürümüştü. Şimdi ise bir cinayetle suçlanıyordu.
Öldürülen kişi, Berlin’den yeni dönen küratör Leyla Soren’di. Rivayete göre yanında paha biçilmez bir tablo vardı: “Gelincikli Kadın.” Tablo kimilerine göre kayıp bir Osmanlı ressamının eseriydi, kimilerine göre de büyük bir kara para zincirinin anahtarı. Leyla, önceki gece Karaköy’deki eski bir pasajın altında bulunan gizli kulüp “Disko Mezarlığı”nda ölü bulunmuştu. Kamera kayıtları silinmiş, kulübün davet listesi kaybolmuştu. Geriye yalnızca bir tanık kalmıştı.
Mina o tanığın kim olduğunu dosyada görünce boğazı kurudu: kendisi.
Çünkü bir gece önce oradaydı. Aras’ın ofisinden gizli bir zarf teslim etmek için gönderilmiş, “sadece resepsiyona bırak” denilmişti. Fakat zarfı verirken elektrikler kesilmiş, neonlar mor bir nabız gibi yanıp sönmüş, kalabalık ritimle değil korkuyla dağılmıştı. Mina, perdeli bir koridorun sonunda Leyla Soren’i görmüştü. Kadın yere yığılmadan önce bir ismi fısıldamıştı: “Korkmaz.”
Mina bunu kimseye söylememişti. Çünkü Aras Korkmaz onun patronuydu. Çünkü Aras’a öfkelense de zekâsına hayrandı. Çünkü iki hafta önce, yağmurlu bir gece ofiste baş başa kaldıklarında, Aras ona “Sen bu şehirde adalete hâlâ inanan son kişisin” demiş ve Mina o cümleyi kalbine almıştı.
O sabah Aras toplantı odasına girdiğinde yüzü mermer gibiydi.
“Bu dava bende,” dedi. “Kaan Vural’ı savunacağız.”
Mina dayanamadı. “Ya suçluysa?”
Aras gözlerini ona çevirdi. “O zaman bile gerçeği bulacağız. Mahkemeler gerçeği değil, ispatı sever. Biz ikisini aynı yere getirmeye çalışacağız.”
Tam o sırada Mina’nın telefonuna bilinmeyen bir numaradan video geldi. Görüntü bulanıktı. Disko Mezarlığı’nın koridoru. Leyla’nın yere düşüşü. Arkada beliren bir erkek silueti. Ve videonun sonunda Mina’nın kendi yüzü.
Mesaj tek cümleydi: “Tanıklık edersen annen ölür.”
Mina telefonu avucunda sıkarken Aras ona bakıyordu. Sanki her şeyi anlamıştı. Sanki asıl dava şimdi başlamıştı.