Ertesi sabah şirket, büyük bir sanat lansmanına hazırlanıyordu. Serginin adı “Beyaz Gelincik: Kaybolan Masumiyet”ti. Avrupa’dan getirildiği söylenen ünlü bir tablonun etrafında koca bir medya gösterisi kurulmuştu. Tablo, beyaz kürklü bir gelinciği kucağında tutan genç bir kadını gösteriyordu. Kadının yüzü, Mina’nın dosyada gördüğü ölü dansçıya ürkütücü derecede benziyordu.
Emir, Mina’yı kimsenin girmediği yönetim katındaki özel odaya çağırdı. Cam duvarın arkasında şehir sisin içinde eriyordu.
“Annem Defne Arel, o gece kulüpte öldü,” dedi Emir. “Bana hep kaza dediler. Babam, o olaydan sonra holdingin başına geçti. Ben yıllardır başka bir şey olduğundan şüpheleniyorum ama delil bulamadım.”
Mina, masanın üzerine dosyaları yaydı. “Ölüm raporunu imzalayan doktor üç ay sonra yurtdışına çıkmış. Kulübün güvenlik görevlisi kayıtlarda tanık olarak geçiyor ama ifadesi yok. Ayrıca o gece içeride özel bir davet varmış. Davet listesinin yarısı silinmiş.”
Emir bir süre sustu. Sonra çekmeceden küçük bir kaset çıkardı. “Bunu dün gece arşivden sonra odamın kapısında buldum.”
Kasetin üzerinde tek kelime vardı: TANIK.
Eski bir oynatıcı bulup kaseti çalıştırdılar. Cızırtının ardından bir erkek sesi duyuldu. Kısık, telaşlı, yılların korkusuyla ezilmiş bir ses: “Defne düşmedi. Onu sahnenin arkasına götürdüler. Beyaz Gelincik yemini bozulmasın diye susturdular. Eğer bu kayıt ortaya çıkarsa, beni de bulurlar.”
Mina’nın kalbi hızlandı. “Beyaz Gelincik bir tablo değil. Bir topluluk.”
Emir başını eğdi. “Babamın kurduğu eski iş çevresi... Ben çocukken evde bazı toplantılar olurdu. Maskeler, mumlar, tuhaf müzikler. Bana ‘zenginlerin batıl eğlencesi’ demişlerdi.”
Tam o sırada kapı açıldı. İçeri Emir’in nişanlısı olarak tanıtılan, holdingin hukuk direktörü Selin girdi. Mina bunu ilk kez duyuyordu. Selin’in yüzünde nazik ama keskin bir gülümseme vardı.
“Ne kadar güzel,” dedi. “Patron ve arşivci, mesai saatinde aile tarihini kurcalıyor.”
Emir’in yüzü gerildi. “Selin, çık.”
Selin dosyalara baktı. “Bazı ölüler rahat bırakılmalı. Özellikle de yaşayanların kariyerini mahvedeceklerse.”
Mina o an anladı: Bu ofiste aşk bile bir sözleşme, sadakat bile bir tehdit maddesiydi. Emir’e duyduğu çekimi inkâr edebilirdi, ama onun yalnızlığına duyduğu acımayı inkâr edemiyordu. Selin odadan çıkarken Mina’nın kulağına eğildi:
“Tanık arıyorsan aynaya bakma. Çünkü bazı tanıklar, gördüklerini hatırlayınca ölür.”