Polis geldiğinde parti çoktan bir mahkeme salonuna dönmüştü. Herkes birbirine bakıyor, herkes bir başkasının suçlu olmasını umuyordu.
Başkomiser Defne Arat, Mira’yı ayrı bir odaya aldı. Defne’nin sesi sakindi ama bakışları keskin bir bıçak gibiydi.
“Cinayeti gördünüz mü?”
“Hayır. Sonrasını gördüm.”
“Birini gördünüz mü?”
Mira tereddüt etti. Asil’in rozetini söylemek kolaydı. Ama kolay olan şeyler çoğu zaman birinin hazırladığı tuzak olurdu.
“Gümüş maskeli birini. Servis kapısından çıktı.”
“Erkek mi kadın mı?”
“Boyu Asil Renda’ya yakındı.”
Defne kaşını kaldırdı. “Bu bir cevap değil.”
“Çünkü emin değilim.”
O sırada kapı açıldı. Asil içeri girdi. Ceketinin yakası boştu; rozet yoktu.
“Başkomiser, şirketin tüm kamera kayıtlarını paylaşmaya hazırız,” dedi.
Mira ona baktı. “Rozetiniz nerede?”
Oda sessizleşti.
Asil’in yüzünde ne korku ne de öfke vardı. Sadece kısa bir şaşkınlık. “Partide düşürmüş olmalıyım.”
Defne not aldı. “İlginç bir düşürme zamanı.”
Asil, Mira’ya döndü. “Beni gördüğünüzü mü söylüyorsunuz?”
“Ben gördüğüm şeyi söylüyorum. Sizi değil.”
Bu cevap, ikisinin arasında görünmez bir ip gerdi. Mira, Asil’in yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalıştı. Asil de Mira’nın ne kadarını bildiğini.
Ertesi sabah şirket, Vedat Koray’ın ölümünü “trajik bir saldırı” diye duyurdu. Hisseler düşmesin diye yas bile kontrollüydü. Ancak Mira’nın arşiv sistemine erişimi askıya alındı.
Gerekçe: “Soruşturma güvenliği.”
Bu, Mira için suçlamadan farksızdı.
Öğle saatlerinde telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi:
“Tanık olmak yetmez. Gördüğün şey sana ait değilse seni de silerler. ERMİN_17’nin anahtarı bodrumdaki eski asansörde.”
Mira, mesajı Defne’ye göndermek istedi. Ama parmağı ekranda durdu. Eğer polis içinde de bir sızıntı varsa? Eğer Vedat, ölmeden önce dosyayı ona ulaştırmaya çalıştıysa?
Akşam, plaza boşalırken Mira bodruma indi. Eski servis asansörü yıllardır kullanılmıyordu. Kapılar paslıydı, düğmeler sökülmüştü. Ama zeminde yeni çizikler vardı.
Kapıyı zorladığında içeriden soğuk bir hava vurdu. Asansör kabininin duvarına bantlanmış küçük bir bellek buldu. Üzerinde tek kelime yazıyordu:
“RİTÜEL.”
Tam o anda arkasında bir ses duydu.
“Bunu tek başınıza açarsanız ölürsünüz.”
Mira döndü. Asil karanlıkta duruyordu.
“Yoksa beni siz mi öldüreceksiniz?” dedi Mira.
Asil yaklaştı. “Eğer isteseydim, şu ana kadar çok fırsatım oldu.”
“Bu cümle genelde güven vermek için söylenmez.”
“Ben güven istemiyorum. Ortaklık istiyorum.”
Mira gülmedi. “Bir cinayet şüphelisiyle mi?”
Asil’in gözleri ilk kez sertleşti. “Vedat benim de peşinde olduğum şeyi bulmuştu. Şirket sadece enerji yatırımı yapmıyor, Mira. Bu bina bir merkez. Bazı insanlar, yıllardır ölülerin imzalarıyla yaşayanların kaderini değiştiriyor.”
Mira’nın eli belleği sıktı.
“Bana neden inanayım?”
Asil cevap vermeden telefonunu uzattı. Ekranda eski bir haber vardı: On yıl önce kaybolan bir sanat restoratörü. Adı: Leyla Renda.
Asil’in annesi.
Haberin altındaki fotoğrafta Leyla Renda’nın elinde aynı kürklü kadın tablosu vardı.