Duruşma salonu tıklım tıklımdı. Gazeteciler, avukatlar, meraklı stajyerler ve Koral ailesinin yüzleri gülmeyen korumaları aynı havayı soluyordu. Baran Koral sanık sandalyesinde kusursuz bir sakinlikle oturuyordu. Pahalı saatinin camı, salon ışığında kısa bir an parladı; Defne o parıltıyı kulüpteki maskeli adamların bileklerinde gördüğü metal işaretlere benzetti.
Hakim, usul tartışmalarıyla başlayan celseyi yönetirken Defne’nin adı anons edildi. O an Emir’in bakışını hissetti. “Konuşma,” der gibiydi. Ya da “hazır değilsen konuşma.” Defne hangisi olduğunu anlayamadı.
Kürsüye çıktığında dizleri titriyordu. Yemin etti. Avukatlar sorulara başlamadan önce arka kapı açıldı. Salona orta yaşlı, zarif bir kadın girdi. Siyah başörtüsü, krem rengi paltosu ve elindeki beyaz tüy yelpaze… Defne onu hemen tanıdı. Kulüpteki maskeli kadın.
Kadın ön sıraya oturdu. Baran Koral ilk kez başını çevirdi ve gözleriyle kadına selam verdi. Defne’nin boğazı kurudu.
Savunma avukatı ayağa kalktı. “Sayın tanık, dün gece nerede olduğunuzu beyan eder misiniz?”
Defne cevap vermeden önce telefonuna bir mesaj geldi. Bilinmeyen numara. Ekranda tek cümle vardı: “İdil nefes alıyor, ama sen konuşursan uzun sürmez.”
Dünya bir anlığına daraldı. Salonun sesleri suyun altından gelir gibi boğuklaştı. Defne kürsünün kenarına tutundu. Hakim iyi olup olmadığını sordu.
Defne, kardeşinin yüzünü düşündü. Çocukken elektrikler kesildiğinde İdil hep mumun önüne geçer, elleriyle duvarda kuş gölgeleri yapardı. “Karanlık gerçek değil,” derdi. “Sadece ışık yanlış yerde.”
Defne derin bir nefes aldı. “Dün gece Lal Gece adlı mekândaydım,” dedi.
Salonda uğultu koptu. Baran’ın avukatı hemen itiraz etti. Emir ayağa kalktı, usul gereği tanığın beyanının alınmasını talep etti. Hakim itirazları susturdu.
Defne her şeyi anlattı: müziğin kesilişini, balkondaki boğuşmayı, düşen bedeni, Baran’ın sesini, beyaz tüy yelpazeli kadını. Kayıt cihazını delil olarak sundu. Fakat savunma avukatı gülümsedi.
“Sayın tanık,” dedi, “kardeşinizin kayıp olması nedeniyle psikolojik baskı altında olduğunuz doğru mu? Ayrıca soruşturmada görevli savcı yardımcısıyla mesai dışı yakın ilişkiniz olduğu iddiasına ne diyorsunuz?”
Defne’nin yüzü yandı. Salon bir anda ona değil, Emir’e bakmaya başladı. Yasak yakınlık, gerçeğin üstünü örtmek için kullanılan yeni perde olmuştu.
Tam bu sırada maskeli kadın ayağa kalktı. Hakim kim olduğunu sorunca, kadın yavaşça cevap verdi: “Suna Koral. Baran’ın annesi.”
Defne’nin içi buz kesti.
Suna Koral, “Bu genç kadın yanılıyor,” dedi. “Dün gece oğlum benimle birlikteydi. Aile vakfımızın kapalı bağış töreninde. Kamera kayıtlarımız mevcut.”
Emir’in dosyaya uzanan eli havada kaldı. Eğer sahte alibi hazırlanmışsa, Defne’nin tanıklığı değersizleşebilirdi. Duruşma ertelendi. Hakim kayıtların incelenmesini istedi. Salon boşalırken Suna Koral, Defne’nin yanından geçti ve kimsenin duyamayacağı kadar alçak sesle fısıldadı:
“İdil çok konuşkandı. Sen daha akıllı görünüyorsun.”
Defne dönüp kadının gözlerine baktı. “Onu nereye sakladınız?”
Suna gülümsedi. “Saklamak mı? Biz sadece insanlara ait oldukları aynayı gösteririz.”
O gece Defne eve döndüğünde kapısı aralıktı. İçerisi dağıtılmış, duvarına kırmızı rujla bir cümle yazılmıştı: “SON DANS YARIN.” Yerde ise İdil’in çocukken yaptığı kâğıt kuşlardan biri duruyordu. Kanatlarının içine bir adres yazılmıştı: Kuzguncuk’ta kapalı bir sahaf.