Kayıp biletteki tarih, şirket arşivinde başka bir dosyayla eşleşti: Verda Holding’in Berlin’de satın aldığı özel bir sanat koleksiyonu. Koleksiyonun en değerli parçası, ressamı bilinmeyen bir tabloydu: “Erminli Kadın ve Kırmızı Lamba.” Tabloda, beyaz kürklü küçük bir hayvanı kucağında tutan genç bir kadın, arkasında neon ışıklarla aydınlanan bir dans pistine bakıyordu.
Lalin tabloyu ilk gördüğünde ürperdi. Kadının yüzü Cemre Vural’a benziyordu ama gözleri farklıydı; daha yaşlı, daha yorgun, daha canlı.
Aras tabloyu incelediğinde çerçevenin arkasında mikrofilm saklandığını fark etti. Lalin, arşiv tarayıcısıyla filmi büyüttü. Görüntüler bulanıktı ama bir ritüel düzenini andıran bir sahne seçiliyordu: Neon Bahçe’nin bodrumunda, siyah takım elbiseli adamlar bir halka oluşturmuş, ortada sahne kostümü giymiş Cemre duruyordu. Yanında genç bir garson kız vardı. Garson kızın yüzü netleştiğinde Lalin nefesini tuttu.
Nadire.
Aras’ın elindeki kahve bardağı masaya çarptı. “Bu bir yangın kazası değilmiş.”
Mikrofilmin devamında ses yoktu ama görüntüler her şeyi anlatıyordu. Cemre, bir sözleşmeyi imzalamayı reddediyor; Selim Verda’nın genç hâli ona yaklaşıyor; kalabalık alkışlar gibi ellerini vuruyordu. Son karede Nadire, Cemre’yi arka kapıya doğru çekiyor, kameraya dönüp bir şey söylüyordu.
Lalin dudak okumayı bilmiyordu. Ama Mina biliyordu.
Aras’ın yüzü bembeyaz oldu. Mina’nın kaybolmadan önce dudak okuma üzerine notlar tuttuğunu söyledi. Notlar, Aras’ın evinde saklıydı. O gece birlikte Aras’ın Cihangir’deki dairesine gittiler.
Daire, bir insanın yaşamaktan çok beklemek için kullandığı bir yer gibiydi. Kitaplar, dosyalar, duvarlarda fotoğraflar… Mina’nın odasıysa dokunulmamıştı.
Lalin, masanın üzerinde bir defter buldu. Mina, Neon Bahçe görüntüsündeki Nadire’nin cümlesini çözmüştü:
“Cemre ölmedi. Onu susturdular.”
Defterin son sayfasında başka bir not vardı:
“Cemre’nin sesi yapay değil. Hologram gecesinde canlı yayın yapacaklar. Eğer şarkıyı tam söylerse eski yemin bozulacak.”
Lalin kaşlarını çattı. “Yemin?”
Aras, yıllardır biriktirdiği parçaları birleştirmeye başladı. Verda Holding’in kuruluş efsanesinde, Neon Bahçe yangınından sonra bir grup yatırımcının hızla zenginleştiği söyleniyordu. O gece kulübün sigorta parası, arazi devri, kaybolan sanatçının telifleri… Hepsi aynı kasada toplanmıştı.
Ama “yemin” kelimesi başka bir şeye işaret ediyordu. Para değil, sır ortaklığı. Bir suçun etrafında kurulan sadakat halkası.
Tam o anda kapı çalındı.
Aras silahı yokmuş gibi davrandı, çünkü gerçekten yoktu. Lalin eline Mina’nın metal masa lambasını aldı. Kapıyı açtıklarında karşılarında Nadire duruyordu.
Yaşlı kadın içeri girdi, ayakkabılarını bile çıkarmadan salona geçti. “Vaktimiz az,” dedi. “Cemre yaşıyor. Ama artık Cemre değil.”
Lalin fısıldadı: “Kim?”
Nadire’nin gözleri doldu. “Kırk yıldır herkesin önünde duran ama kimsenin bakmadığı kadın. Selim Verda’nın sessiz eşi: Feraye.”