İstanbul’un en parlak plazalarından biri, dışarıdan bakıldığında camdan yapılmış bir zafer anıtına benziyordu. İçerideyse herkes kendi küçük yenilgisini kravatına, topuklu ayakkabısına ya da dijital takvimine saklıyordu.
Lalin Ersoy, bu plazanın en görünmez insanlarından biriydi. “Kurumsal Hafıza ve Dijital Arşiv Uzmanı” yazıyordu kartında; gerçekte yaptığı şey, şirketin unuttuğu dosyaları, eski sözleşmeleri, kayıp toplantı kayıtlarını ve kimsenin yüzleşmek istemediği geçmişi kutulardan çıkarıp numaralandırmaktı.
Şirketin adı Verda Holding’di. Enerjiden eğlenceye, inşaattan medya yatırımlarına kadar her yerde izleri vardı. O ay holding, kırkıncı yıl kutlaması için büyük bir kampanya hazırlıyordu: 80’lerin efsane gece kulübü “Neon Bahçe” yeniden açılacak, açılış gecesinde de yıllar önce gizemli bir yangında ölen disko yıldızı Cemre Vural’ın hologram konseri yapılacaktı.
Lalin, Cemre Vural’ı sadece annesinin eski kasetlerinden tanıyordu. Parlak tulumları, sahnede gülümserken gözlerinin içindeki hüzün ve dillere dolanan şarkısı: “Son Şarkıda Kal.”
O sabah Lalin’e, Neon Bahçe’nin eski deposundan gelen kutuları tarama görevi verildi. Kutular küf, parfüm ve eski duman kokuyordu. Kırık aynalar, sahne kostümlerinin kopmuş pulları, paslı mikrofon ayakları… Ve bir de üzerinde hiçbir etiket olmayan siyah bir ses bandı.
Kaseti dijitalleştirmek için laboratuvar odasına girdiğinde, kapıda yeni hukuk direktörü Aras Demir belirdi. Gri takım elbisesi kusursuzdu ama gözlerinde plazaya ait olmayan bir yorgunluk vardı.
“Bu kutulara erişim sınırlı,” dedi Aras.
Lalin, kaseti avucunda saklamaya çalışmadı. “Bana verilen iş bu.”
“Bazı işler verilmez,” dedi Aras, “üstüne bırakılır.”
Bu cümle Lalin’in hoşuna gitmedi. Plazada herkes kibar tehditleri şiir gibi kurardı. Ama Aras’ın sesinde tehditten çok uyarı vardı.
Kaset çalıştığında önce cızırtı duyuldu. Ardından bir kadının nefesi… Sonra Cemre Vural’ın sesi, şarkı söyler gibi değil, saklanır gibi konuştu:
“Eğer bu kayıt bulunursa, bilinsin ki sahneye kendi isteğimle çıkmadım. Neon Bahçe’de o gece sadece yangın başlamadı. Bir yemin de tamamlandı. Beni dinleyen kişi… sakın alkışlara güvenme.”
Lalin’in parmakları dondu. Aras bir adım yaklaştı. Tam o sırada kayıt kesildi, bilgisayar ekranı karardı ve odanın ışıkları bir anlığına söndü.
Karanlıkta, arşiv katının hoparlörlerinden boğuk bir melodi yükseldi: “Son Şarkıda Kal.”
Ama şarkının sonunda daha önce hiçbir kayıtta duyulmamış bir fısıltı vardı:
“Tanık hâlâ hayatta.”