Gece 23.10’da Zeynep ve Kaan, Miran Plaza’ya çalışan kartlarıyla değil, yangın merdiveninden girdiler. Kaan eskiden savcılıkta bilişim suçları biriminde çalışmıştı; bunu Zeynep’e ancak kapıları sustururken söyledi. Neden ayrıldığını sorduğunda ise cevap vermedi.
-3. kata indiklerinde Neon Oda artık disko gibi değil, bir mahkeme salonu gibi düzenlenmişti. Ortada siyah bir masa, çevresinde maskeli on iki kişi vardı. Tavandan sarkan ışıklar yavaş yavaş dönüyor, her dönüşte yüzler başka birine benziyordu. Masanın üzerinde “Beyaz Gelincikli Kadın” duruyordu. Tablodaki kadının gözleri, sanki odadaki herkesi tek tek suçluyordu.
Zeynep ve Kaan havalandırma boşluğundan izledi. Maskelilerden biri konuştu:
“Cemil zayıftı. Sırları taşıyamadı. Şimdi tanık var.”
Başka biri, “Kızın babası zaten kirliydi. Onu susturmak kolay,” dedi.
Zeynep’in içindeki eski yara kanadı. Babasının dosyasını hiç açmamıştı; çünkü gerçeklerden korkmuştu. Ya babası gerçekten suçluysa? Ya annesinin yıllarca anlattığı “baban dürüsttü” cümlesi sadece yoksulluğa dayanma duasıysa?
Kaan kolunu tuttu. “Şimdi değil. Nefes al.”
O dokunuş kısa, dikkatli, izin isteyen bir dokunuştu. Zeynep bu yüzden daha çok sarsıldı. Korkunun içinde bile insanın güvenmek istemesi ne büyük zayıflıktı.
Maskeli lider tabloyu çevirdi. Çerçevenin arkasından ince bir metal kapsül çıktı. İçindeki sayfalar sararmıştı. Lider okudu:
“Aras hâkimi dosyayı kapatmayı reddetti. Tanığı korumaya aldı. Çözüm: itibar infazı.”
Zeynep’in kulakları uğuldadı. Aras hâkimi. Babası.
Babası kirli değildi. Babası bir tanığı koruduğu için yok edilmişti.
O anda havalandırma kapağı gıcırdadı. On iki maskeli baş aynı anda yukarı döndü. Kaan, Zeynep’i iterek boşluktan çıkardı. Koşmaya başladılar. Arkalarından güvenlik kapıları kapandı, koridor kırmızı ışığa boğuldu.
Kaan cebinden çıkardığı küçük cihazla bir kapıyı açmaya çalışırken Zeynep onun bileğinde eski bir yanık izi gördü. Aynı iz, babasının ölmeden önce sakladığı bir fotoğraftaki küçük çocuğun bileğinde de vardı. Fotoğrafta babası, yüzü buzlanmış bir tanık çocukla yan yana duruyordu.
Zeynep fısıldadı: “Sen kimsin?”
Kaan kapıyı açtı ama gözlerini kaçırmadı.
“Babanın kurtardığı tanık.”
Kapının diğer tarafından Deniz’in sesi duyuldu: “Çabuk!”
Gazeteci Deniz, elinde kamera ile onları içeri çekti. Meğer Zeynep’in şifreli mesajını alır almaz plaza çevresine gelmiş, yayın aracını sokağın köşesine saklamıştı. Ancak kaçış yolu daha bitmeden hoparlörlerden bir alkış sesi yükseldi.
Maskeli liderin sesi tüm kata yayıldı:
“Sayın izleyiciler, canlı yayına hoş geldiniz. Şimdi size yalancı bir avukat, kaçak bir eski savcı ve şantajcı bir gazetecinin Miran Holding’e saldırısını göstereceğiz.”
Deniz’in kamerası bir anda kendi kendine yayına geçti. Ama görüntü onların aleyhine kurgulanmış sahte kayıtlarla bölünüyordu. Kaan’ın Cemil’le tartıştığı, Zeynep’in para aldığı, Deniz’in montaj yaptığı gösteriliyordu.
Zeynep anladı: Gerçek artık sadece yaşanan şey değildi. Gerçek, yayını kontrol edenin elindeydi.