Zeynep, tehdit edilince susacak biri değildi; ama aptal da değildi. Önce videonun kopyasını üç farklı yere yükledi, sonra üniversiteden arkadaşı gazeteci Deniz’e şifreli bir mesaj gönderdi: “Eğer bana bir şey olursa, ‘Neon’ dosyasını aç.”
O gün ofiste herkes Cemil Savaş’tan bahsetmiyor gibi yapıyordu. Masalarda kahveler duruyor, toplantı odalarında sunumlar yapılıyor, insanlar bir ölümün üstüne takvim daveti gönderiyordu. Zeynep ilk kez plazaların da mezarlık olabileceğini düşündü; sadece mezar taşları camdandı.
Öğle arasında fotokopi odasında yalnız kaldığında kapı kilitlendi. Arkasını döndüğünde Kaan Vural’ı gördü.
“Beni takip mi ediyorsunuz?”
“Hayır,” dedi Kaan. “Seni hayatta tutmaya çalışıyorum.”
Zeynep acı acı güldü. “Bunu genelde katiller söyler.”
Kaan cebinden küçük bir USB çıkardı. “Dün geceki adam ben değildim. Daha doğrusu, gördüğün kişi bendim ama sandığın gibi değil. O odaya seni bulmak için indim.”
“Beni mi?”
“Cemil ölmeden önce bana bir dosya gönderdi. Holding içinde kurulan bir ağ var. Sahte bağışlar, kayıp tablolar, yurtdışına kaçırılan para ve bazı insanların kariyerlerini bitiren gizli kayıtlar. Cemil konuşacaktı. Konuşamadan öldü.”
Zeynep ona inanmak istemedi. Çünkü Kaan fazla sakindi; çünkü yakışıklı insanların yalanları daha tehlikeli olurdu; çünkü kalbi, korkunun ortasında bile onun sesini dinlemek istiyordu.
USB’yi bilgisayara taktılar. Ekranda eski bir tablo görüntüsü açıldı: Kucağında kakım taşıyan genç bir kadın portresi. Ancak resim ünlü bir eserin kopyası değildi; Osmanlı döneminde kaybolduğu sanılan Ermeni ressam Mariam Derderyan’a ait “Beyaz Gelincikli Kadın” adlı tabloydu. Dosyaya göre tablo yıllardır Berlin’de özel bir koleksiyonda sanılıyordu. Oysa Miran Plaza’nın -3. katındaki bir kasada saklanıyordu.
Kaan, “Bu tablo sadece sanat eseri değil,” dedi. “Çerçevesinin içinde eski bir defterin sayfaları var. Holdingin kurucusunun 1980’lerde yaptığı karanlık anlaşmalar. Bugünkü birleşme o sırları sonsuza kadar gömmek için.”
Zeynep’in telefonu titredi. Bilinmeyen numaradan bir mesaj geldi:
“Videoyu sil. Yoksa babanın davası yeniden açılır.”
Zeynep’in yüzü dondu. Babası on yıl önce sahte delillerle rüşvetten yargılanmış bir hâkimdi. Mahkemede kalp krizi geçirerek ölmüş, ailesi utançla susmuştu.
Kaan mesajı okuduğunda ilk kez kontrolünü kaybetti. “Demek seni de dosyaya bağladılar.”
“Beni değil,” dedi Zeynep. “Babamı mezarından çıkardılar.”
Tam o sırada fotokopi makinesi kendiliğinden çalışmaya başladı. Tepsiden tek bir kâğıt çıktı. Üzerinde Neon Oda’nın planı ve kırmızı kalemle işaretlenmiş bir yer vardı: “Ayin 23.40.”
Altına elle yazılmıştı:
“Tanık gelmezse kurban seçilir.”