İstanbul’un en soğuk mart gecesinde, Levent’teki kırk iki katlı Miran Plaza’nın camları dışarıdan bakınca ölü bir akvaryum gibi görünüyordu. İçerideyse kimsenin bilmediği bir kat vardı: -3. Otopark planlarında depo, belediye kayıtlarında arşiv, çalışanlar arasında ise sadece fısıltıyla anılan bir yer: Neon Oda.
Zeynep Aras, gece yarısı hâlâ ofiste kalan tek hukuk asistanı olduğunu sanıyordu. Üç aydır Miran Holding’in hukuk departmanında çalışıyor, herkesin unuttuğu sözleşmeleri tarıyor, patronların kahvesini taşıyor, en ufak hatasında “stajyer” diye azarlanıyordu. Oysa baro stajını çoktan bitirmişti. Sadece kimse bunu umursamıyordu.
O gece elindeki dosya, holdingin yaklaşan büyük birleşmesine aitti. Dosyayı arşive indirmesi söylenmişti. Asansör -3’e indiğinde kapı açılmadan önce müzik duydu. Eski bir disko ritmi, tok ve parlak; sanki beton duvarların arasında yıllardır saklanan kalpler yeniden atmaya başlamıştı.
Kapı açıldı. Zeynep, karşısında takım elbiselerini çıkarmış, payetli maskeler takmış onlarca insan gördü. Yönetim kurulu üyeleri, reklam müdürleri, dışarıda birbirine “sayın” diyen insanlar burada yabancı isimlerle dans ediyordu. Işıklar mor, yeşil, turuncu çakıyor; duvarlardaki aynalar yüzleri parçalara bölüyordu.
Tam geri çekilecekken bir adamın sesi müziği yardı.
“Bu imzayı atmayacağım.”
Zeynep, aynalı kolonun arkasına saklandı. Konuşan kişi, holdingin mali işler direktörü Cemil Savaş’tı. Karşısındaki maskeli kadının elinde beyaz bir zarf vardı. Kadın sakin ama tehditkâr bir sesle, “O zaman herkes annenin vakfına aktardığın paraları öğrenir,” dedi.
Cemil’in yüzü bembeyaz kesildi. Sonra ışıklar bir an söndü.
Müzik sustu.
Karanlığın içinde bir çığlık yükseldi.
Işıklar geri geldiğinde Cemil Savaş, dans pistinin ortasında yatıyordu. Gömleğinin cebinden kırmızı bir kurdele çıkıyordu; kan değil, kurdele. Ama boynundaki ince siyah iz, bunun bir gösteri olmadığını söylüyordu.
Zeynep nefes alamadı. Telefonunu çıkarıp kayıt tuşuna bastığını ancak o an fark etti. Kadraj titriyordu; yerdeki adam, panikleyen maskeliler ve en arkada, yüzünü yarım maske ile gizlemiş bir erkek görünüyordu. Adam doğrudan Zeynep’in saklandığı kolona bakıyordu.
Göz göze geldiler.
Ertesi sabah polis geldiğinde Neon Oda bomboştu. Kameralar silinmiş, zemin temizlenmiş, Cemil Savaş’ın ölümü ise “evinde kalp krizi” olarak kayıtlara girmişti.
Zeynep videoyu savcılığa götürmeye karar verdi. Tam binadan çıkarken hukuk departmanının yeni direktörü Kaan Vural önünü kesti. Soğuk bakışlı, kusursuz kravatlı, kimsenin yanında fazla konuşmayan bir adamdı.
“Dün gece yanlış kata inmişsin,” dedi.
Zeynep’in eli çantasındaki telefona gitti.
Kaan eğilip kulağına fısıldadı: “Eğer yaşamak istiyorsan, tanık olduğunu kimseye söyleme. Özellikle polise.”