İstanbul’da yağmur, en çok gece kulüplerinin kapısında yalan söylerdi. Her damla, tabelalardaki pembe ve mor ışıkları yere indirir; kaldırımda yürüyenleri, sanki başka bir hayattan çıkmış figürlere çevirirdi.
Lale Erden, bu yalan ışıkların altında yaşayanlardan değildi. O, ışıkların arkasında çalışanlardandı. Şehrin en eski müzik prodüksiyon şirketlerinden biri olan Kıvılcım Arşiv’de, tozlu kasetleri dijitale aktarıyor, sözleşme klasörlerini numaralandırıyor, kimsenin hatırlamak istemediği sesleri tekrar duyulur hale getiriyordu.
Kıvılcım’ın sahibi ve kurucusu Rauf Karan, bir zamanların sahne efsanesiydi. Disko çağında parlayan, sonra müzikten çok anlaşmalarla konuşulan bir adama dönüşen Rauf, herkese gülümser ama kimseye güvenmezdi. Lale ise ona yıllardır mesafeli saygı duyardı. Çünkü Rauf, babası öldükten sonra Lale’ye iş vermişti; ama Lale, bu iyiliğin içinde hep bir borç gölgesi hissederdi.
O gece şirkette sadece üç kişi kalmıştı: Lale, yeni hukuk danışmanı Emir Savaş ve Rauf Karan.
Emir, gömleğinin kollarını dirseğine kadar kıvırmış, toplantı odasında sözleşmeleri inceliyordu. Lale onu sevmemeye karar vermişti; fazla düzgün konuşuyor, fazla dikkatli bakıyor, insanın yalanını değil de sessizliğini dinliyordu. Üstelik geldiği ilk hafta, arşivin kilit sistemini değiştirmişti.
“Bu kadar şifre fazla değil mi?” demişti Lale.
Emir, “Fazla olan şifre değil. Bu binada saklanan sır,” diye cevap vermişti.
Saat 23.17’de elektrik üç saniyeliğine kesildi. Jeneratör devreye girdiğinde koridorun ucundan metalik bir gürültü duyuldu. Lale arşiv odasından çıktı. Emir de aynı anda toplantı odasının kapısından göründü.
Rauf’un ofisinin kapısı aralıktı.
İçeride eski bir disko plağı dönüyordu. İğne takılmış, aynı cümleyi tekrar ediyordu: “Dans et, unut, dans et, unut...”
Rauf Karan masanın yanında yerde yatıyordu. Gömleğinin yakasında kan, avucunda ise beyaz kürkten kopmuş ince bir parça vardı.
Emir polisi ararken Lale, masanın altındaki küçük kayıt cihazını gördü. Şirketin bütün odalarında kamera yoktu; Rauf görüntüden nefret ederdi ama sesi severdi. Cihazın kırmızı ışığı yanıp sönüyordu.
Lale elini uzatacakken Emir sertçe fısıldadı:
“Dokunma. Artık buradaki her şey delil.”
Lale geri çekildi. Ama o anda cihazdan boğuk bir kadın sesi yükseldi:
“Eski günahların hükmü bugün okunacak, Rauf.”
Sonra kayıt sustu.
Polisler geldiğinde Lale, o sesi daha önce nerede duyduğunu hatırlamaya çalışıyordu. Hafızasının karanlık bir köşesinde, çocukluğundan kalan bir melodi gibi dönüp duruyordu.
Ve kimse fark etmeden, arşiv odasındaki 1989 numaralı kutunun ışığı kendiliğinden yanmıştı.