Ertesi sabah plaza katında herkes yangın alarmını teknik arıza sanıyordu. Defne ve Mert ise kayıtları dijitale aktarıp eski dava dosyalarıyla karşılaştırdı. Dosyada tuhaf boşluklar vardı: kayıp tanık ifadeleri, değiştirilmiş saatler, yangından önce iptal edilmiş sigorta poliçesi ve hiç sunulmamış bir sahne kamera kaydı. Daha da tuhafı, Defne’nin annesinin imzası bazı tutanaklarda taklit edilmişti.
Defne annesine gittiğinde kadın önce konuşmak istemedi. Elleri titredi, çay bardağı tabağa vurdu.
“Ben o gece sadece yirmi üç yaşındaydım,” dedi sonunda. “Hakim kararını vermeden önce bir adam geldi. Bana, ‘Bu tutanak böyle kalırsa kızın yetim büyür,’ dedi. Sen daha doğmamıştın.”
“Kimdi?”
Annesi cevap vermek yerine eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta genç Orhan Aksan, güvenlik şefi olan Mert’in babası ve yüzü yarı gölgede kalmış bir kadın vardı. Kadının omzunda beyaz ermin kürkü vardı ama fotoğrafın arkasına başka bir isim yazılmıştı: Leyla Rüzgâr.
Defne buz kesti. Lale Rengin sahne adıydı. Kadın Berlin’e kaçmış, başka bir kimlikle yaşamış olabilirdi.
Mert, Berlin’deki kartpostalın izini sürerken şirketin yurt dışı bağış kayıtlarına ulaştı. Otuz yıl boyunca her yıl aynı rehabilitasyon merkezine para gönderilmişti. Alıcı hanesinde “L. Rüzgâr adına sessiz tanık fonu” yazıyordu. Sessiz tanık.
İkisi gece ofiste yalnız kaldığında, dosyaların arasında yorgunluktan gülmeye başladılar. Defne ilk kez Mert’in sadece hırslı bir yönetici olmadığını, babasının adını temize çıkarmaya çalışan öfkeli bir çocuk olduğunu gördü. Mert de Defne’nin cesaretinin kariyer hırsından değil, annesinin suskunluğuna adalet bulma ihtiyacından geldiğini anladı.
Yakınlaştıkları an, kapının altından siyah bir zarf atıldı. İçinde tek sayfalık bir mahkeme kararı fotokopisi vardı: Defne’nin annesi, yıllar önce kapalı oturumda “güvenilmez memur” ilan edilmiş; Mert’in babası ise yangından önce kulübün arka kapılarını kilitlemekle suçlanmıştı. Altına kırmızı kalemle yazılmıştı:
Aşk, iyi bir çapraz sorguda ilk çöken yalandır.
Mert zarfı buruşturdu. “Bizi birbirimize düşürmek istiyorlar.”
Defne’nin telefonu çaldı. Bilinmeyen numaradan gelen görüntülü aramada yaşlı bir kadın belirdi. Saçları bembeyazdı, boynunda ince bir iz vardı, gözleri ise afişteki payetli kadının gözleriydi.
“Adım Leyla,” dedi kadın. “Sahnedeki adımı kullanmayın. Çünkü beni o adla öldürdüler. Eğer hükmü bozmak istiyorsanız, final dansını tamamlamalısınız.”
Ekran karardı. Aynı anda şirket içi sistemlerine bir duyuru düştü: Luna 13 binasının acil yıkımı yarın sabah başlıyordu.