Defne kapıyı omzuyla iterek dışarı çıktığında karşısında Mert’i buldu. Elindeki telefonun ışığı yüzünü ikiye bölüyordu; bir yanı öfkeli, bir yanı endişeli.
“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu.
“Asıl sen ne yapıyorsun? Biri beni kilitledi.”
Mert bir an tereddüt etti. Sonra cebinden aynı paslı anahtarın başka bir kopyasını çıkardı. “Ben de mesaj aldım.”
Bu itiraf, aralarındaki ofis savaşını başka bir yere taşıdı. Mert’in babası yıllar önce Luna 13’ün güvenlik şefiydi ve diskoteğin son gecesinde çıkan yangında öldüğü söylenmişti. Defne’nin annesi ise o dönemde cinayet davasına bakan stajyer zabıt kâtibiydi; dava, ünlü dansçı Lale Rengin’in ortadan kaybolmasıyla kapanmış, suç kulübün sahibi Cemil Oksan’ın üzerine yıkılmıştı. Cemil hapiste intihar etmiş, dosya da “toplumsal panik, yangın ve kaza” diye mühürlenmişti.
Aynalı oda, bodrumun arkasında, sahne kulisinin ardındaydı. Duvarları çatlamış aynalarla kaplıydı; insan kendi yüzüne bakınca aynı anda yaşlı, genç, suçlu ve masum görünüyordu. Odanın ortasında kilitli bir sandık duruyordu. Defne paslı anahtarı çevirdiğinde sandıktan üç şey çıktı: beyaz ermin kürkünden kopmuş bir parça, Berlin’den gönderilmiş bir kartpostal ve üstünde kan lekesi gibi koyu bir iz olan mahkeme celbi.
Kartpostalda Almanca tek cümle yazıyordu: “Beni sahnede değil, hükümde öldürdüler.” İmza: L.R.
Mert, kartı görünce yüzünün rengi değişti. “Lale Rengin ölmediyse…”
Defne cümleyi tamamladı. “O zaman otuz yedi yıl önce verilen hüküm bir yalandı.”
Aynalardan birinin arkasında gizli bir boşluk vardı. İçinden eski bir makyaj çantası ve küçük bir teyp çıktı. Teypte iki ses tartışıyordu. Bir kadın ağlamakla gülmek arasında konuşuyordu: “Ritüeliniz bu mu? İnsanları günah keçisi yapıp bina satın almak?”
Erkek sesi tanıdıktı, çünkü Defne onu her yönetim kurulu videosunda duymuştu: Aksan Holding’in kurucusu, yıllardır hasta yatağında olduğu söylenen, ama hâlâ her kararda imzası bulunan Orhan Aksan.
Kayıt bitmeden üst kattan cam kırılma sesi geldi. Ardından yangın alarmı çalmaya başladı. Ama ortada duman yoktu. Biri onları dışarı çıkarmak değil, içeride panikle hata yapmaya zorlamak istiyordu.
Mert Defne’nin bileğini tuttu. “Bana güven.”
Defne bileğini çekmedi. Bu, günün en tehlikeli kararıydı.