İstanbul’un en pahalı arsalarından birinde, denize bakmayan ama deniz kadar eski bir sır saklayan bina vardı: eski adıyla Luna 13 Diskotek, yeni adıyla Aksan Holding Gelecek Kampüsü. Şirketin genç hukuk danışmanı Defne Aral, sabah toplantısına girdiğinde yıkım kararının yalnızca bir imza meselesi olduğunu sanıyordu. Masanın başında duran yeni genel müdür yardımcısı Mert Kovan, gri takım elbisesiyle kusursuz bir ofis afişi gibiydi; soğuk, ölçülü ve tehlikeli derecede sakin.
“Binanın kültürel tescil ihtimali var,” dedi Defne, dosyayı açarak. “Yıkıma başlamadan önce arşiv taraması şart.”
Mert’in kaşı oynadı. “İki hafta içinde yatırımcı geliyor. Bize tarih değil, izin lazım.”
Defne onun bakışındaki emri duydu ama geri çekilmedi. Çünkü gece yarısı gelen isimsiz e-posta hâlâ telefonundaydı: Luna 13 yıkılırsa, tanık da ölür. Mesajın ekinde, paslanmış bir anahtarın fotoğrafı ve tek bir cümle vardı: Aynalı odada dinle.
O gün, plaza katlarının steril ışıklarından bodrum arşivine indiğinde, Defne ilk kez binanın nefes aldığını hissetti. Tozlu rafların arasında, 1987 yılından kalma kira sözleşmeleri, sararmış afişler ve üzerinde “Final Gecesi” yazan bir kaset buldu. Kasetin kapağında payetli elbiseli bir kadın çizimi vardı; omzunda beyaz bir ermin kürkü, yüzünde meydan okuyan bir gülümseme.
Defne kaseti çalacak cihazı bulduğunda hoparlörden önce cızırtı, sonra kalabalığın alkışı, sonra da bir erkek sesi yükseldi:
“Bu kayıt mahkemeye ulaşırsa, beni susturanların adı duyulacak.”
Tam o anda arşivin kapısı kapandı. Işıklar söndü. Defne karanlıkta nefesini tutarken, merdivenlerden ağır bir adım sesi indi. Birinin fısıltısı, eski müziğin arasına karıştı:
“Tanık hâlâ burada.”