Şirkete döndüklerinde her şey değişmişti. Selin Veda kampanyası apar topar iptal edilmiş, arşiv bölümü mühürlenmişti. Yönetim kurulu, Mira’yı gizli kayıtları çalmakla suçladı. Ona bir istifa belgesi uzattılar. Altında Aras’ın imzası vardı.
Mira belgeye baktı, sonra Aras’a. “Baban kadar iyi rol yapıyorsun.”
Aras bir şey söylemek istedi ama odada kameralar vardı. Sadece masanın altından küçük bir kâğıt itti. Mira öfkeyle odadan çıktıktan sonra kâğıdı açtı:
“İmzayı sahte attılar. Bu gece 23.00. Eski yayın kulesi. Bana güvenmiyorsan bile gerçeğe güven.”
Mira gitmemeye karar verdi. Sonra annesinin bakım evinden arandığını öğrendi. Annesi yıllar sonra ilk kez konuşmuştu ve tek bir isim söylemişti: “Nadir.”
Nadir, Selin’in orkestrasında perküsyon çalan genç bir müzisyendi. Dosyada onun adı yoktu. Sanki hiç var olmamıştı.
Mira, Aras’ın verdiği adrese gitti. Eski yayın kulesi, şehrin dışında, terk edilmiş bir tepede duruyordu. Aras oradaydı; yanında tozlu bir video kaset oynatıcı ve yıllardır saklanan bir bant vardı.
“Babamın arşivinden çaldım,” dedi. “Ama kaseti tek başıma izleyemedim.”
Görüntü başladığında ekran önce karlıydı. Sonra kulübün sahnesi belirdi. Selin şarkı söylüyordu; gözlerinde korku vardı. Şarkı bitince ışıklar sönmedi. Sahne arkasına siyah cübbeli birkaç kişi girdi. Bu bir tarikat ayini gibi görünüyordu ama Mira kısa sürede bunun mistik değil, sahnelenmiş bir şantaj töreni olduğunu anladı. Zenginler, politikacılar ve sanatçılar gizli bir cemiyet maskesi altında birbirlerini kontrol ediyordu.
Selin onların kayıtlarını ele geçirmişti. O gece hepsini ifşa edecekti.
Görüntüde Kenan Tunç gençti, ağlıyordu. Selin’e yalvardı. Ardından başka biri öne çıktı: yüzü aynalı maskeyle kaplıydı. Elinde beyaz bir eldiven vardı. Selin’i omzundan tuttu. Kamera sarsıldı. Bir çığlık duyuldu.
Tam maskeli kişinin yüzü görünecekken kaset yandı. Oynatıcıdan duman yükseldi.
Kulenin kapısında alkış sesi duyuldu.
Kenan Tunç içeri girdi. Yanında iki adam vardı. “Eski görüntüler her zaman kusurludur,” dedi. “Ama insanlar kusursuz hikâyelere inanır.”
Mira geri çekildi. Aras babasının önüne geçti.
Kenan oğluna acıyarak baktı. “Sen aşkı sadakat sandın. Oysa sadakat, insanın ailesine borcudur.”
Mira cebindeki telefonu sıkıyordu. Yayın kulesinin hâlâ acil frekanslara bağlı olduğunu Aras ona önceden söylemişti. Konuşmalar canlı olarak bir yerel haber kanalının teknik hattına düşüyordu. Ama Kenan bunu bilmiyordu.
“Selin’i sen mi öldürdün?” diye sordu Mira.
Kenan güldü. “Hayır. Keşke o kadar cesur olsaydım. Ben sadece herkes gibi sustum.”
O anda karanlıkta başka bir ses duyuldu:
“Yalan söylüyorsun, Kenan. Sen dua ediyordun.”
Mira arkasını döndü. Kapıda, titreyen bastonuyla annesi duruyordu.