Mira Sancak, İstanbul’un en sıkıcı plazalarından birinin yirmi ikinci katında, telif hakları departmanında çalışan bir avukattı. Günleri, kimsenin okumadığı sözleşmeleri düzeltmekle, geceleri ise kimsenin hatırlamadığı plakları dijitalleştirmekle geçerdi. Çünkü şirketin bodrumunda, 70’lerden kalma büyük bir müzik arşivi vardı: nem kokan raflar, kırık pikaplar, sararmış afişler ve adı artık sadece koleksiyonerlerin fısıldadığı bir kadın: Selin Veda.
Selin Veda, bir zamanlar İstanbul gecelerinin kraliçesiydi. Parıltılı tulumları, aynalı diskoları ve sahnede söylediği son şarkıyla efsaneleşmişti. Yirmi sekiz yıl önce, Boğaz kıyısındaki kapalı bir kulüpte verdiği özel konserden sonra ortadan kaybolmuş, ertesi sabah sadece kan lekeli beyaz eldiveni bulunmuştu. Resmî kayıtlarda dosya “kayıp kişi” olarak kapanmıştı. Ama şehir, onun öldürüldüğünü biliyordu.
Mira için Selin sadece eski bir yıldız değildi. Annesi, Selin’in son konserinde garson olarak çalışmış ve o geceden sonra konuşmayı bırakmıştı. Mira çocukken annesinin ağzından yalnızca tek bir cümle duymuştu: “Şarkı bittiğinde herkes alkışladı, ama biri dua ediyordu.”
Bir pazartesi sabahı şirketin yeni yaratıcı direktörü Aras Tunç, bodrum arşivine indi. Aras, reklam dünyasının parlak çocuğuydu; gülümsediğinde toplantı odaları ısınıyor, konuştuğunda herkes fikirlerini kendi fikri sanıyordu. Mira ondan hoşlanmamaya kararlıydı. Özellikle de Aras, şirketin Selin Veda kataloğunu modern bir kampanyaya çevirmek istediğini söyleyince.
“Ölü bir kadının sesini satamazsınız,” dedi Mira.
Aras, elindeki eski kasete baktı. “Belki de onu ilk kez gerçekten dinleriz.”
Tam o sırada raflardan biri çöktü. Toz bulutunun içinden metal bir kutu yuvarlandı. Kutunun kapağında Selin’in el yazısıyla tek bir kelime vardı: TANIK.
Mira kutuyu açtığında eski bir mini kaset, siyah bir tespih ve paslanmış bir kulüp anahtarı buldu. Kasetin üzerine tarih yazılmıştı: 12 Ekim 1996. Selin’in kaybolduğu gece.
Kaseti çalıştırdıklarında önce boğuk bir müzik duyuldu. Sonra bir kadın sesi fısıldadı:
“Eğer bu kayıt bulunursa, sakın polise tek başınıza gitmeyin. Beni öldürecek olan kişi, yarın beni televizyonda ağlayarak anlatacak.”
Kaset bir çığlıkla kesildi.
Mira’nın telefonu aynı anda titredi. Bilinmeyen numaradan gelen mesajda sadece şu yazıyordu:
“Annen hâlâ neden sustu sanıyorsun?”