Polis geldiğinde Lacivert’in efsanesi de bitmişti. Ölen kadının adı Lalin Sözer’di; ünlü bir performans sanatçısı, aynı zamanda birkaç büyük şirketin kara para ağını belgelediği iddia edilen gizli bir tanıktı. Onu mahkemeye çıkmadan önce saklamakla görevli bir ekip vardı. Ama Lalin saklandığı yerden kaçmış, o gece sahneye çıkmıştı.
Mira karakolda ifade verirken Aras’ın elindeki bıçağı söylemedi. Bunu neden yaptığını kendine bile açıklayamadı. Belki gördüğünden emin değildi. Belki Aras’ın gözlerinde suçtan çok korku vardı. Belki de aşk, insanın vicdanına önce küçük bir sessizlik olarak bulaşıyordu.
Ertesi sabah büroya gittiğinde herkes aynı dosyadan söz ediyordu: Lalin Sözer cinayeti. Daha kötüsü, Aras davanın savunmasını üstlenmişti. Şüpheli, kulübün sahibi Cemre Koral’dı; Mira’nın çocukluk arkadaşı, Lacivert’i birlikte kurdukları kadın.
Cemre, gözaltında ilk kez Mira’yı görünce camın arkasından yumruğunu masaya vurdu. “Ben yapmadım. Lalin bana bir kayıt bıraktı. Eğer ölürse bunu ‘ışığı gören kıza’ vermemi söyledi.”
“Işığı gören kız kim?” diye sordu Mira.
Cemre acı acı güldü. “Sen. Çünkü o gece sahnenin arkasını gören tek kişi sendin.”
Mira’nın boğazı kurudu. Aras arkasında belirdi. “Mira, bu görüşme kayda giriyor. Dikkatli ol.”
O an Mira, patronunun onu korumadığını, yönlendirdiğini hissetti. Cemre’nin dudakları sessizce kıpırdadı: “Neon halka.”
Mira gece kulübe döndü. Polis şeritleri arasında dolaşırken neon halkayı açtı. Işık kırık kırık yandı ve metal çerçevenin içinde küçük bir bellek kartı yere düştü. Kartın üzerinde tek kelime yazıyordu: “AYİN.”
Tam o sırada arkasından Aras’ın sesi geldi. “Onu bana vermelisin.”
Mira kartı avucunda sıktı. “Bu kez emir almıyorum.”
Aras bir adım attı. “O karttaki şey sadece Cemre’yi değil, seni de öldürür.”