Şantaj mektubu lobinin resepsiyonunda elime geçti. Kenji'nin altın yüzüğü parlıyordu, yorgun gülümsemesi artık bir tehdit gibiydi. Ailemin siyasi kariyerini mahvedecek fotoğraflar ve ses kayıtları festivalin kaotik kalabalığında sızdırılmıştı. Kendimi bile tanıyamıyordum; anlatımım güvenilmezdi, belki de her şeyi ben uydurmuştum. Arzumuz doruğa ulaşmış, güç ise elimden kayıyordu. Kenji'nin son fısıltısı kulaklarımda çınladı: 'Seçim senin, Emir. İtibar mı, yoksa beni mi?' Lobinin kapıları açılırken festival fenerleri bir anda söndü. Karşımda bekleyen gölge yeni bir şantajın habercisiydi. Uçurumun kenarındaydım ve iniş daha yeni başlıyordu. O anı tekrar yaşadım; mektubu açtığımda içimdeki korku arzuya karışıyordu. Kenji'nin varlığı hem kurtarıcı hem yıkıcıydı. İlişkimiz rıza temelli ilerliyordu; her adımda karşılıklı onay veriyorduk. Ama şantaj unsuru gücü tek taraflı gibi hissettiriyordu. Anılarım parçalanıyordu; o fotoğrafları gerçekten çekmiş miydik yoksa zihnim mi kurguluyordu? Kenji ile gizli buluşmalarımız daha yoğunlaştı. Özel odalarda saatlerce konuşuyor, birbirimizin tenini keşfediyorduk. Dokunuşlar nazik ama tutkulu, öpücükler derin ve anlamlıydı. Güç dinamikleri aramızda dans ediyordu. Ben aile itibarını koruma karşılığında Kenji'ye bilgi veriyordum. O ise bana sahnede yeni fırsatlar sunuyordu. Bu oyun tamamen yetişkinler arasında, rızaya dayalı bir dramaydı. Ailemin siyasi skandalları yüzünden içimde yükselen suçluluk duygusu, Kenji'nin varlığıyla hafifliyordu. Yine de uçurum yaklaşıyordu. Şantaj mektubunun içeriği daha da ağırlaştı. Kenji'nin yüzündeki ifade değişmişti; artık daha ciddi, daha kontrolcüydü. Ama ben de oyunun bir parçasıydım. Anılarım beni yanıltmaya devam ediyordu. O gece lobide gerçekten ne olduğunu hatırlamakta zorlanıyordum. Belki de her şeyi arzum abartmıştı. İniş hızlandı; her adımda daha derinlere iniyorduk.