Festival mevsimi Tokyo'yu neonlara boğmuştu. Otelin mermer lobisi, Tanabata dilek ağaçlarının kağıt süsleriyle doluydu; her fener bir sır gibi sallanıyordu. Ben, Emir, 29 yaşında bir kulüp şarkıcısıydım ve ailemin siyasi gölgesinden kaçmak için bu lüks mekâna sığınmıştım. Güvenilmez anılarım o geceyi başka birinin gözünden izliyormuşum gibi parçalıyordu; belki de her şey zihnimin uydurduğu bir illüzyondu. Belirsizlik içimi kemiriyordu. Birden, 35 yaşındaki göçmen girişimci Kenji belirdi. Yorgun gülümsemesiyle işlemeli ceketinin altındaki geniş omuzları dikkat çekiyordu; altın yüzüğü parmaklarında ağır ağır dönüyordu. Konuşmamız kısa sürdü ama bakışları lobinin korporat gölgelerini araladı. Arzu ilk tohumunu attı; güç ise henüz uykudaydı. Ailemin itibarını riske atan bu karşılaşma, festival ışıklarında bir illüzyon gibiydi. Kenji'nin varlığı içimde eski yaraları deşiyordu. Ailemizin siyasi bağlantıları yüzünden yıllardır bastırdığım duygular, onun sakin duruşuyla yüzeye çıkıyordu. O akşam lobinin köşesinde otururken, Kenji'nin hikâyelerini dinledim. Göçmen geçmişinin zorluklarını, yalnız geçen gecelerini anlatıyordu. Ben de sahnelerdeki yalnızlığımı paylaştım. Nefeslerimiz yaklaştıkça arzu dalgalar halinde yükseldi. Dokunuşlarımız tesadüfi gibi görünse de her biri bilinçli bir seçimdi. İkimiz de rıza gösteriyorduk; bu çekim karşılıklıydı. Kenji'nin altın yüzüğü masada parlıyordu ve o yüzük bana hem vaat hem tehdit gibi geliyordu. Anılarım karışmaya başlamıştı; o ilk bakışmayı gerçekten yaşamış mıydım yoksa arzum mu abartıyordu? Lobinin aynalarına baktığımda kendimi yabancı gördüm. Kırık bir yansıma gibiydim. Kenji'nin gülümsemesi içimi ısıtırken aynı anda korkuyla karışık bir heyecan uyandırıyordu. Bu karşılaşma, ailemin itibarını koruma çabamla çatışıyordu. Şantajın ilk izleri henüz belirmemişti ama güç dinamikleri yavaş yavaş şekilleniyordu. O geceyi zihnimde tekrar tekrar oynattım; belki de her şeyi ben yönlendirmiştim.