Üçüncü gece lobide festivalin son fenerleri sönmeye başlamıştı. Kaan yine oradaydı; kırpılmış saçları nemli, dumanlı makyajı hafifçe akmış, deri ceketi omuzlarından kayıyordu. Emir bu kez yalnız değildi; yanında bir zarf vardı. “Birileri fotoğrafları ele geçirmiş,” dedi kısaca. Zarfın içindekiler lobinin loş ışığında bile yeterince netti: iki erkeğin yakın plan görüntüleri, Kaan’ın siyasi ailesinin Tokyo ofisi arka planda. İtibar şantajı başlamıştı. Kaan’ın zihni o anda parçalandı. Bu fotoğrafları gerçekten o mu çekmişti, yoksa başkası mı? Emir mi yoksa ailesinden biri mi? Hiçbir şey kesin değildi. Tek bildiği, arzuyla başlayan ilişkinin şimdi bir güç savaşına dönüştüğüydü. Emir’in yorgun gülümsemesi bu kez tehdit gibiydi. “Seçimini yap,” dedi göçmen girişimci. Kaan lobinin çıkışına doğru yürürken arkasından bir mesaj geldi: “Yarın gece aynı yerde. Yoksa ailenin Tokyo’daki tüm dosyaları sızar.” Kaan durdu. Festival ışıkları tamamen sönmüştü. Arkasını dönmeden önce kendi kendine fısıldadı: “Belki de her şeyi ben istedim.” Sonra lobiden çıktı. Karanlıkta, bir adım ötede, başka bir gölge onu izliyordu. Tehlike henüz başlamamıştı; asıl iniş şimdi başlayacaktı.