İkinci karşılaşma ertesi akşam aynı lobide gerçekleşti. Festival fenerleri hâlâ yanıyordu, ama ışıklar şimdi daha loştu. Kaan vintage deri ceketini omuzlarına almış, sigara dumanını üflerken Emir’i bekliyordu. Göçmen girişimci bu kez daha yorgun görünüyordu; işlemeli ceketi hafifçe kırışmış, altın yüzüğü lobinin mermer masasında hafifçe vuruyordu. Konuşma kısa sürdü. Emir, Kaan’ın ailesinin Tokyo’daki kurumsal bağlantılarından bahsetti, sonra sesini alçalttı: “İtibar her şeydir. Özellikle senin gibi biri için.” Kaan o cümleyi duyduğunda içinde bir şey kıvrandı. Arzu ve korku aynı anda yükseldi. O gece lobinin arka köşesindeki loş koltukta, iki erkek arasında geçen bakışlar, parmakların hafif teması, fısıltılar… hepsi gerçek miydi yoksa Kaan’ın kendi zihninin uydurduğu bir sahne mi? Anlatıcı olarak kendi hikâyesine güvenmiyordu. Belki de Emir’in yorgun gülümsemesi bir tuzaktı. Belki de o altın yüzük bir uyarıydı. Yine de Kaan ertesi gün aynı lobiye döndü. Güç hissi, arzuyla karışmış halde damarlarında dolaşıyordu. Ailesinin siyasi itibarı bir anda çok uzak, çok kırılgan geliyordu. Emir’in parmaklarındaki yüzük şimdi Kaan’ın zihninde dönüp duruyordu; dokunmak, almak, ya da teslim olmak… Hangisi olduğunu bile seçemiyordu.