Sabaha karşı lobi neredeyse tamamen boşalmıştı. Festival ışıklarının son parıltıları camlarda titreşiyordu. Hana’nın işlemeli ceketi artık omuzlarımda, deri montum ise onun sandalyesinin arkasına asılmıştı. İkimiz de nefes nefeseydik; arzu doruktaydı, ancak güç mücadelesi yeni başlıyordu. O anda telefonum titredi. Bilinmeyen bir numaradan gelen mesajda, lobideki kameralardan alınmış bulanık bir fotoğraf vardı: Hana ve ben, birbirimize çok yakın. Altında tek bir cümle: “İtibar ya da özgürlük. Seçimini yap.”
Güvenilmez anlatımım burada tamamen çöküyor. O mesajı gerçekten aldım mı, yoksa kendi korkularımın uydurması mı? Hana’nın yorgun gülümsemesi dondu. Altın yüzüğü parmaklarında hafifçe titredi. Politik aile, şantajını devreye sokmuştu. İniş artık tehlikeli bir uçuruma dönüşmüştü. Arzu ile güç arasındaki çizgi silinmiş, geriye sadece karanlık bir uçurum kalmıştı. Leyla olarak son sözüm, lobinin kapısından dışarı adım atarken kendi kendime fısıldadığım cümle oldu: “Bu kez hatırlayacağım.” Ama emin değilim. Hikâye burada bitmiyor; tehlike yeni başlıyor.