Lobinin köşesindeki koltuklarda oturduk. Festival fenerlerinin ışığı camlardan sızıyor, Ren'in nakışlı ceketindeki iplikleri aydınlatıyordu. Yorgun gülümsemesiyle bana yaklaştıkça, siyasi ailemin itibarını silah haline getiren mektuplardan bahsetti. Şantaj tehdidi gerçek miydi, yoksa kendi paranoyam mı? Güvenilmez zihnimde her şey bulanıklaşıyordu; belki Ren'i suçlu ilan ediyordum çünkü arzu beni ele geçiriyordu. Tek başıma iniyordum bu karanlığa. Onunla her fısıltı, kurumsal anlaşmaların ardındaki yasak duyguları körüklüyordu. Teninin sıcaklığı yakınımda, deri ceketimin altında tenimi yakan bir ateş gibiydi. BL romantizmin ilk kıvılcımları, ahlaki sınırları zorluyordu. Ailemin siyasi kariyeri tehlikede, ama ben sadece onun yorgun gözlerine bakabiliyordum. Güç dengesi kayıyordu; o göçmen girişimci, benim için hem kurtarıcı hem yıkıcı olabilirdi.
Gece ilerledikçe lobinin kalabalığı azaldı. Festivalin gürültüsü dışarıda kalırken, aramızdaki gerilim doruğa ulaştı. Ren'in altın yüzüğü masada hafifçe takırdadı. İtibar şantajı üzerine konuştukça, arzu dalgası mantığımı boğuyordu. Tek protagonist olarak kendi düşüşümü izliyordum; belki her şeyi abartıyordum, belki Ren masumdu. Ama o an, onunla paylaştığım sıcaklık, siyasi skandalın eşiğindeki tek gerçek gibiydi. İma edilen yakınlık, duygusal bahisler yüksekti; intikam ve kıskançlık tohumları atılıyordu.