Ertesi akşam Eren yine aynı lobiye döndü. Kendi anlatımına göre bu dönüşü kendi iradesiyle seçmişti; oysa itibarını korumak için attığı her adım onu daha derin bir güce doğru sürüklüyordu. Mateo'nun nakışlı ceketi şimdi daha belirgindi, yorgun gülümsemesi ise Eren'in dumanlı göz makyajında yansıyan yorgunluğu fark ediyordu. Sohbetleri kurumsal sırların kıyısında dolaştı: siyasi aile dosyaları, göçmen vizeleri, gizli yatırımlar. Eren içinden “Bu adamı kullanıyorum,” diye geçirirken aslında kendi arzusunun tuzağına düşüyordu. Festival fenerlerinin ışığı camlardan sızıyor, lobinin sessizliğinde iki erkek arasındaki gerilim giderek yoğunlaşıyordu. İma edilen yakınlık, otel odasına çıkmadan önce koridorlarda geçen uzun bakışlarla yetindi; tenin sıcaklığı ise yalnızca kelimelerin arasında dolaşıyordu. Eren'in anlatımı giderek çelişkili hale geliyordu: bir yandan “Kontrol bende,” derken diğer yandan Mateo'nun altın yüzüğünün altında dönen oyunları fark edemiyordu. İtibar şantajının ilk tohumları ise henüz atılmamıştı; sadece ikisi arasındaki yasak romantizm, siyasi ailenin gölgesinde büyüyordu.